İçeriğe geç

Zira, pek çok insan Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’e gelerek O’nunla özel olarak görüşmek, fısıldaşarak bazı dertlerini arz etmek ve bir kısım taleplerde bulunmak istiyorlardı. O’nun kapısında bekçi de yoktu ve kendisiyle görüşmek isteyenlerin randevu almaları da beklenmezdi. Herkes rahatlıkla O’nun yanına girer ve dilediği her şeyi konuşurdu. Öyle ki, herkes her meselesini sormaya alışmış; insanlar başkalarına açamadıkları en mahrem dertlerini bile Allah Rasûlü’ne anlatmaya başlamışlardı. Hatta bazı münafıklar ve ham ruhlular, Rasûlullah’ın meclisinde kendilerini göstermek ve önemli bir insan oldukları imajını vermek için her fırsatta O’na yanaşıyor, fısıltı halinde bir şeyler arzetmeye kalkışıyorlardı ve bu durum gün geçtikçe daha da altından kalkılmaz bir hal alıyordu. O müşfiklerden müşfik Allah Rasûlü, tevazuu ve hoşgörüsü sebebiyle hiç kimseyi reddetmiyor ve herkesin derdine derman olmaya çalışıyordu. Kendisine kalsa, O asla insanlar ile kendisi arasına sadakadan bir hâil örgülemezdi; ne var ki, Hazreti Rahman ü Rahîm Rabbimiz, Hazreti Rahîm ü Raûf Efendimize merhamet ederek “Şayet Rasûlullah ile başbaşa görüşmek isterseniz, bu özel görüşmeden önce bir sadaka verin.” demek suretiyle bir yönüyle o bunaltıcı tehacüme bir filtre koymuştu. Bu ilahî ikaz sayesinde, insanlar Rasûlü Ekrem Efendimiz’le görüşecekleri meselelerin sadaka vermeye değecek kadar önemli olup olmadığını düşünmeye çağrılmış ve böylesi görüşme taleplerinde aşırılığa girmemelerinin gerektiği ima edilmişti. Zaten, Peygamber Efendimiz’e ve yakın akrabalarına sadaka haramdı; özel görüşmeden önce verilmesi istenen bu sadakanın Allah Rasûlü’ne ya da ailesine değil, bizzat muhtaçlara ulaştırılması söz konusuydu.

Hazreti Ali (kerremallahu vechehu) bu ayetle amel ettiğini, yanındaki bir dinarı on dirheme çevirip Peygamber Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) özel mahiyette görüşmek istediği zaman evvela bir dirhem sadaka verdiğini ve zaten çok geçmeden de daha sonra nâzil olan ayetle bu ayetin hükmünün yürürlükten kaldırıldığını anlatmaktadır. Haddizatında, ayetin devamındaki “Eğer buna imkân bulamazsanız Allah sizi muaf tutar, çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur)” ifadesinden de anlaşılacağı üzere, bir insan sadaka veremeyecek olsa bile, şayet önemli bir meselesi varsa onu Allah Rasûlü’ne mahremce anlatmasına izin verilmişti. “Necvâ ayeti” olarak bilinen bu ilahî beyan sayesinde ise, mü’minler her arzu ettiklerinde Rasulü Ekrem ile başbaşa görüşmelerinin doğru olmadığını anlamış; görüşecekleri meselelerin mutlaka zaruri olması gerektiğinin farkına varmış; muhakkak bir mesele arz etmeleri icap ediyorsa, bunu en kısa sürede, en öz şekilde ve edebe dikkat etmek şartıyla yapmalarının lüzumunu kavramışlardı ve dolayısıyla onlardaki bu gizli görüşme hevesi, yerini zaruret çerçevesinde istişarede bulunma düşüncesine bırakmıştı.

58