Evet, iman hizmeti vesilesiyle insanlığın imdadına yetişmek, asırlardan beri rahnedâr olmuş, bütün surlarında gedikler açılmış ve burçları yıkılmış bir kaleyi tamir etmek gibi de değildir; ondan daha zordur. Çünkü, bugün Allah’a iman meselesinde pek çok insanın problemi vardır; Peygamberlere iman ve saygı temelden sarsılmıştır. Haşr ü neşre inananların sayısı azlardan az; inananlar arasında da haşr ü neşre göre hayatını tanzim eden insanların adedi çok daha azdır.. ahirete inandığını söyleyen kimseler bile, yapıp ettiklerinin hesabını verecek gibi davranmamakta; rahatlıkla yalan söylemekte, hırsızlık yapmakta, haram yemekte ve daha bir sürü ahlaksızlık sergilemektedirler. Bu durumdaki insanları vicdanlarındaki güzellik nüvelerine uyarma, onları yeniden özlerine ulaştırma, kalblerini imanla nurlandırıp imanda derinlik kazandırma, hayatlarını dini ihyaya vakfetmelerini sağlama ve hepsini birer hakikat eri, birer adanmış insan haline getirme... zorlardan zor bir meseledir. Zordur; zira, bu mesele kalble alâkalı bir mevzudur. Kalbe müteallik konularda delillerin ve aklî-mantıkî argümanların tesiri bir yere kadardır. Siz bütün delilleri bir bir serdetseniz ve akılları hayrette bırakacak mucizeler sergileseniz dahi, muhataplarınızın onları birer “göz bağcılık” ve “illüzyon” olarak algılamaları söz konusudur; nitekim tarih, Peygamberlere –hâşâ– “büyücü” diyen, onların mucizelerini sihir olarak gören ve bu bakış inhirafından dolayı da inanmaya hiç yanaşmayan insanlarla doludur. Ayrıca, Sa’d-ı Taftazanî’nin anlayışıyla konuya yaklaşacak olursak; iman, Cenâb-ı Hakk’ın, istediği bir kulunun kalbine, onun cüz’î irade ve ihtiyarının hakkını vermesinden sonra, ilka ettiği bir nurdur. Kul, bazı delilleri görse, aklını işletse, enfüsî ve afakî tefekkür neticesinde bir kısım neticelere ulaşsa bile, iman denen hakikatin vicdanda duyulması Allah’ın kalbe atacağı nura bağlıdır. Demek ki, bir insanın gönlünde iman nurunu yaratan ve o büyük nimetin vaktini tayin eden Allah’tır; dolayısıyla, böyle bir hususun asla acûliyete tahammülü yoktur.