İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim’de, “İnsan aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır.” (Enbiyâ, 21/37) buyurularak beşerin acûliyet yanına dikkat çekilmiştir. Söz konusu ayette, Arapça’daki “faûl” vezninden ism-i fail olan “acûl” kelimesi kullanılmıştır ki, bu kelime yapısı, dil bilgisi açısından mübalağa ifade etmektedir; yani, insanın mahiyetinde potansiyel olarak acûliyetin var olduğunu, onun çok sabırsız ve pek aceleci bir tabiatla dünyaya gönderildiğini belirtmektedir. Evet, insan peşin ücretleri arzular, zaman ve mekan bakımından yakın olanı tercih eder. Bundan dolayıdır ki, henüz vakti gelmeyen nimete çarçabuk ulaşmayı ve hatta âhiret nimetlerini de daha dünyadayken tatmayı diler. Bir başka ayet-i kerimede, “İnsan, bazen şerri, tıpkı hayrı istercesine ister. Pek acelecidir bu insan!” (İsra, 17/11) denilmekte ve bazen onun iyiyi-kötüyü birbirinden ayıramayacak kadar sabırsız davrandığı; bu acûliyetinden dolayı da kimi zaman dünyayı âhirete tercih ettiği vurgulanmaktadır.

Haddizatında, insan mahiyetindeki benlik, şehvet, öfke, inat ve hırs gibi boşlukların yüzleri terbiye ile bâkî gerçeklere ve uhrevîliğe döndürülürse, bunların hepsi insanın önemli birer derinliği haline de gelebilir. Bu duyguları kontrol altına alma kahramanlığını ortaya koyanlar, nefislerine köle olma ve şeytana amelelik yapma zilletinden kurtulurlar. Zaten din, bizdeki iyiliğe açık nüveleri besleyip geliştirmek ve kötülük temayülleri taşıyan fena çekirdekleri de kurutup bodurlaştırmak için nazil olmuştur.. mahiyetimizde mündemiç bulunan şer meyillerinin önünü kesmek suretiyle kötü hasletlerin boy atıp karaktere dönüşmesine fırsat vermemek ve iyi yanlarımızı inkişaf ettirip bizi hakiki insanlığa ulaştırarak Cennet’e ehil hale getirmek için vaz’ edilmiştir. Dolayısıyla, acelecilik bir yönüyle şeytanın rahatlıkla girip çıktığı nefsanî bir boşluk olsa bile, dinin rehberliğindeki iyi bir terbiye neticesinde, diğer kötü görünümlü hasletler gibi, onun yönünü de hayırlı işlere çevirmek ve onu da dengeli kullanmak her zaman mümkündür. Bu açıdan, mutlaka yavaş ve ihtiyatlı davranılması icap eden yerler ve durumlar olduğu gibi, acele edilmesi gereken meseleler ve şartlar da vardır.

İman Hizmeti Teennî İster

İman ve Kur’ân hizmetinin asla acûliyete tahammülü yoktur. Çünkü bu vazife, insan tabiatına bağlı bir iştir; potansiyel olarak tekâmül ve terakkîye istidadlı şekilde yaratılan insanı hakiki insanlığa yönlendirmeye ve onu insan-ı kâmil ufkuna ulaştırmaya mâtuf bir harekettir. Dolayısıyla, hizmet-i imaniyeden beklenen netice birden bire hasıl olmaz; vatan, millet, din ve iman adına ortaya konan böyle bir hizmetin semere vermesi ancak birkaç neslin ömrüne vâbestedir. Cenâb-ı Allah, bir yumurtanın civcive dönüşmesini bile haftalara yaymış ve bize bu konudaki ilâhî ahlâkı talim etmiştir. Şayet bu tedricîliği ve zaman faktörünü hesaba katmaz, kuluçkaya yatmış tavuğu yumurtaların üzerinden vakitsiz kaldırırsanız sağlıklı civcivler elde edemezsiniz; dahası, yumurtaların da cılkını çıkartmış olursunuz. Aynen öyle de, bir milletin özüne dönmesi, yığınların insanî değerlere yönelmesi, ideal insanın, ideal neslin ve ideal toplumun yetişmesi birkaç ayda, birkaç senede olabilecek şey değildir. Beşerin En Mükemmeli’nin (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) eliyle şekillenen ve Kur’ân’ın mucizesi olan ısmarlama bir cemaatle bile yeni tip bir insanlığın oluşması ve huzur toplumunun olgunlaşması ancak yirmiüç senede gerçekleşebilmiştir. Eğer böyle bir meselenin doğumu bile yirmiüç senede olmuşsa, onun “ba’sü ba’de’l-mevt”i de bu zaviyeden değerlendirilmeli ve bu mevzuda kat’iyen acûliyete girilmemelidir.

69