Hazreti Musa, vazifesi icabı ihkâk-ı hakta çok hassas bir peygamberdi. O sert ve haşin değildi; her hak sahibine hakkını vermede ve haksıza haddini bildirerek haklıyı tutup kaldırmada fevkalâde duyarlı bir nebiydi. Kur’ân-ı Kerim’in naklettiğine göre, Kardeşi Hazreti Harun’un yakasından tutup onu hırpalaması ve Ahd-i Atik’te anlatıldığı üzere, bir meseleden dolayı kızkardeşi Meryem’e çok acı sözler söyleyip onu sarsması, Musa’nın (aleyhisselâm) hak karşısındaki hassasiyetinden dolayıydı. Genel tavrı, Firavun karşısındaki hâli, İsrailoğulları’na karşı duruşu ve nübüvvet vazifesi itibarıyla donanımı tamdı; bu açıdan da, hiçbir davranışı rastgele değildi. O, yanına kardeşini alarak Firavun’un sarayına giderken davasını kime tebliğ edeceğini ve muhatabının nasıl bir zalim olduğunu da çok iyi biliyordu. Kur’ân-ı Kerim, وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَاسْتَوٰۤى اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا“Musa yiğitlik çağına erip olgunlaşınca Biz ona hikmet ve ilim verdik.”3 dediğine ve وَاسْتَوٰى kaydını da düştüğüne göre, demek ki, Hazreti Musa sadece rüşte ermemiş, aynı zamanda, tam kıvamını bulmuş ve Allah’a muhatap olabilme seviyesine ulaşmıştı.
Tatlı Dil ve Yumuşak Üslûp
İşte, Hazreti Musa ve kardeşi Hazreti Harun, kendilerine senelerce tepeden bakan, İsrailoğulları’na Mısır’ı dar eden ve Yüce Yaratıcı’ya açıkça şirk koşacak kadar mütekebbir olan Firavun’a giderlerken, Cenâb-ı Hak “Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitap edin. Umulur ki aklını başına alıp düşünür, öğüt dinler yahut hiç değilse biraz çekinir.”4 demiş; yumuşak bir üslûp kullanmalarını, güzel sözler söylemelerini ve tatlı tatlı konuşmalarını emretmişti.
Dipnotlar
- 3 Kasas sûresi, 28/14.
- 4 Tâhâ sûresi, 20/44.