Bu açıdan, öyle inanıyorum ki, başka kültürlerin temsilcileriyle bir araya gelmekten ve meseleleri müzakere etmekten çekinenler, ancak kendi değerlerinden şüphe eden müteredditlerdir. Hazreti Musa gibi Allah’a itimat edip elindeki mübarek asâya ve mazhar olduğu yed-i beyzâya güvenenler, karşılarına Firavun’un sihirbazları da çıksa, onların el ve ayak oyunlarıyla mağlup olmayacaklarından emin; hak ve hakikati onların ruhlarına da duyurma heyecanıyla dopdoludurlar. Şayet, siz de kendi güzelliklerinizden ve öz değerlerinizden eminseniz, onları her panayırda ortaya çıkarın ve her fuarda sergileyin… Sergileyin, zira, bazı kadirşinâs insanlar arasından bunları görecek, beğenecek, çok takdir edecek ve benimseyecek kimseler mutlaka çıkacaktır.
Soru: Kur’ân-ı Kerim’de Firavun anlatılırken, “O halkını küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan iyice çıkmış bir toplum idi.”7buyuruluyor. Bu âyeti, nâzil olduğu tarihî dönemi de göz önünde bulundurarak, hem Firavunve kavmi arasındaki münasebetler, hem de oligarşiye dayalı dikta yönetimleri ve halk ilişkileri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap: Bizans hükümdarlarına Kayser, İran idarecilerine Kisra ve ilk Türk devletlerindeki yöneticilere Hakan denildiği gibi, eski Mısır’da da baştaki insana Firavun denilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de söz konusu olan Firavun, ister modern araştırmacıların iddia ettikleri gibi, Hazreti Musa’nın doğduğu sırada Mısır’ı yöneten ve Musa’yı (aleyhisselâm) sarayında büyüten 2. Ramses, ister risaletle görevlendirildiği dönemde iş başında bulunan Mineftah, isterse de Mehmed Âkif’in “Firavun ile Yüz Yüze” şiirinde zikrettiği İkinci Amnofis olsun, o, bir ya da birkaç şahıstan ziyade, bir tipi, bir karakteri resmetmektedir. Kur’ân, bize Firavun’un bahsi geçen âyetlerle firavunî şahıs ya da toplumların en belirgin özelliklerini anlatmaktadır.
Dipnotlar
- 7 Zuhruf sûresi, 43/54.