Bu sözlerim yadırganmamalı. Siz de bir yerde, yeni bir ruh ve heyecanla ciddî bir sorumluluk yüklenirseniz, Kafdağı’ndan daha ağır mesuliyetleri omuzlarsanız, yeniliği iliklerinize kadar duyarsanız, yeniliği duyan insanlarla yüz yüze gelirseniz, her gün birisine bir şey anlatma aşk, iştiyak ve şevkiyle canlı kalırsanız, “Acaba bu insanın gönlüne nasıl aksam, nasıl bir ışık olsam da kalbine damlasam!” mülâhazaları ile sabahlar ve akşamlarsanız, siz de böyle olursunuz.
Bu sözlerde bugünü tahkir yok. Çünkü bazı şeyler ancak onları meydana getiren şartların bütününün bir araya gelmesi ile gerçekleşir. Bu külliyet ve tamamiyet yoksa bu seviyeye ulaşmanız imkânsızdır. Nağmeleri sûzişîn, size elli defa konuşmasını öğretecek bir adamı alır kürsüye korsunuz, zaman öyle bir zaman, zemin öyle bir zemin, cemaat öyle bir cemaat değilse ve onlar öyle bir beklenti içinde değillerse hiçbir şey olmaz; olmaz çünkü balansı yapılmamış kalbler, hafife alıcı bakışlar, beklentisiz ruhlar kürsüdekinin ağzına diline fermuar vurmuştur. Dediğim gibi kimseyi ne tahkir ne de tezyif var burada. Sadece şartların bütünüyle meydana gelemeyebileceğini anlatmaya çalışıyorum. Eğer bu bir vaizin kerameti olsaydı, dün yaptığını bugün de yapardı da, olur biterdi.
Şimdi günümüzün şartlarına göre yeni yollar bulmak gerekiyor. Belki bugüne kadar bildiğimiz sabâyı, hicazı, rastı değiştirmemiz, kim bilir belki de günümüz insanının genel hissiyatını nazar-ı itibara alacak mürekkep makamlar bulmamız gerekiyor. Genelin zevkine hitap eden enstrümanlar ve farklı sesler kullanmamız gerekiyor. Ama bunları fantezi için değil, içinde yaşadığımız zamanın çocuğu, tasavvufçuların ifadesiyle “ibnü’z-zaman” olma şuuru içinde beklentiler ufkuna ulaşmak için yapmamız gerekiyor.