İçeriğe geç

Gördüğünüz gibi benim derdim, açmazlarım, problemlerim, en yakınımdan İslâm âlemine uzanan çizgide yakın ve uzak çevrem karşısındaki mülâhazalarım, düşüncelerim, endişelerim bunlar. Suizanna girmemeye çalışarak meselenin içinden sıyrılmaya çalışıyorum. Yeise kapılmıyorum. Etrafıma hep ümit neşideleri, ümit kasideleri söylüyorum. Fakat beri taraftan da bu düşünce ve endişelerden kendimi alamıyorum.

Yeis Yok!

Ye’s öyle bataktır ki düşersen boğulursun,
Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Âkif böyle söylemiş, ben de aynı şeyleri söylesem rencide olur musunuz?

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me’yus olanın ruhunu, vicdanını bağlar.
…….
Ey dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
……
Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?

Hâsılı; “Benim yüzümden oldu.” diyecek yürekli insanlar istiyor. Kafdağı’nın arkasında Ankâ kuşuna bir şey olmuş; “Benim yüzümden oldu.” diyecek. Oysaki ne Kafdağı var, ne de Ankâ… Bu, Müslümanların yitirdiği yürektir.

Enaniyet ve Aidiyet Hisleri

Bediüzzaman Hazretleri işlenecek günahlarla insanda var olan bazı latîfelerin söneceğinden veya öleceğinden bahsederek Lem’alar’da şöyle der: “Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve latîfeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı hâlde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o latîfe, bir saç kadar bir sıklete, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hatta bazen söner ve ölür.”10

103