İçeriğe geç

Nagâh olur ol perde,Derman olur her derde,Mevlâ görelim neyler,Neylerse güzel eyler.

Evet, inanmış bir insan, sıkıntı ve musibetler karşısında:

Gelse celâlinden cefa

Yahut cemalinden vefaİkisi de cana safaLütfun da hoş, kahrın da hoş.

deyip, engin bir sineyle başına gelen belâ ve musibetleri ufaltıp küçültmesini ve böylece “of, of”ları, “oh, oh”lara çevirmesini bilmelidir. Musibetlerin çehresinde rahmetin nümayan olduğunu görmeli, onlar karşısında “Oh ne güzel” demeli ve böylece irade ve aklın hakkını vermelidir.

Fakat iradesi çelimsiz, hep rahat yaşamaya alışmış ve bu mevzuda sağlam bir muhakemeye sahip olmayan kişiler, elinden bir şey alınınca hemen küsüveren çocuklar gibi, maruz kaldıkları belâ ve musibetler karşısında, hemencecik, her şeyin bittiği ve artık yapacak hiçbir şeyin kalmadığını düşünebilir; düşünebilir ve –hâşâ– Cenâb-ı Hakk’ın bile, aleyhte dönen o çarkı, tersine çeviremeyeceği gibi bir sapıklığın içine düşebilir. Hâlbuki insan daha baştan dayandığı kapının hangi kapı olduğunun farkında ve şuurunda olmalı, o şuur içerisinde o kapıya dayanıp o kapının sövelerine tutunmalıdır. Hikmet gereği, kapı, her istenildiğinde yüzüne açılmadığında, biraz beklemesini bilmeli, sadakat testine tâbi tutulduğunun farkında olmalı ve rüşdünü ispat etmeye çalışmalıdır. İşte bunu başarabilirse, hakikî mânâda inanmış hiçbir ferdin, o kapıdan asla geri çevrilmediğini, eli boş olarak geri döndürülmediğini görüp anlayacaktır.

265