İçeriğe geç
27. Bölüm

İrşad Yolu Ve Önündeki Engeller

Soru: İrşad ve tebliğ yolunda, inayet-iilâhiye vesilesiyle, pek çok muvaffakiyete mazhar olan bir fert, oyolu bırakıp dünyevî meşgaleler peşine düştüğünde umumiyetle büyük fiyaskolarla karşıkarşıya kalıyor. Bu tespit ışığında; insanın irşad ve tebliğ yolundabulunurken, ekstra istidat ve kabiliyete mazhar kılındığı; ancak başka sahalardakullanılması hâlinde de o tür mevhibelerin elinden alındığı söylenebilir mi?Bu mevzuda dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Cevap: Donanım ve kabiliyeti, bulunduğu konumun imkân ve müsaadesi ölçüsünde her mü’min irşad ve tebliğ vazifesiyle mükelleftir. Evet, inanan bir insan, inanıp iman ettiği Allah ve O’nun Resûlü’nü insanlara anlatmak, gönüllere duyurup sevdirmek, hâl diliyle dinini temsil etmek ve her hâlükârda, her şartta dinin yaşanır olduğunu göstermekle vazifelidir. Vâkıa, bazı coğrafya ve mahallerde açık bir şekilde irşad ve tebliğ vazifesi yapılamayabilir, durum ve şartlar o işe imkân ve fırsat vermeyebilir. Öyle ki inanan bir insanın orada kendi mevcudiyetini muhafazası dahi çok güç olabilir. Fakat o coğrafya veya mahâlde bulunmak umumun hukukunu ilgilendiren bir mecburiyet olarak görülüyorsa, kimi insanlar fedakârlık yapıp oralarda duygu ve düşüncelerini kendi içlerinde yaşamayı düşünebilirler. Evet, köşe başlarını tutmuş gulyabanileri göz önünde bulundurarak, kendi milleti ve insanlığın geleceği hesabına sükûtîliği tercih edenler olabilir. Kim bilir, onların bu sessiz hâli, samimiyetlerinin derecesine göre, en talâkatli hutbelerden bile daha fasih bir beyan çağlayanına dönüşebilir. İşte bu gibi hususî durumları istisna edecek olursak, irşad ve tebliğ vazifesi camideki imam, vaiz ve müezzin için bir vecibe olduğu gibi, teker teker her bir mü’min fert üzerine de terettüp eden bir mükellefiyettir.

Özel Donanımlı Müstesna Kametler

247