İşte her gün hilkat âlemindeki binlerce ilâhî tecellîyi okuyup mârifet peteğini örgüleyen ve sürekli müşâhede ettiği o tecellîler karşısında Allah sevgisiyle yanıp tutuşan bir insan icabında uykusunu terk eder, rahatı-rehaveti elinin tersiyle iter ve O’nun rızasına ermek için her türlü sıkıntı ve meşakkate göğüs gerer. Evet, böyle birisi için, Hakk’ın hoşnutluğunu kazanabilme yolunda katlandığı her türlü meşakkat, dert ve cefa, artık onun için bir zevk ve sefadır. Dolayısıyla böyle bir insan, engin kerem ve sonsuz merhametiyle, bin bir esmâ ve sıfâtıyla O Zât-ı Ecell ü A’lâ’yı kendisine tanıttırdığından dolayı Rehber-i Ekmel ve Muktedâ-i Küll Efendimiz’e (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) karşı da derin bir sevgi ve medyuniyet duyguları içinde bulunur.
Çünkü O olmasaydı, hiçbir zaman kâinat kitabını doğru okuyamaz ve Zât-ı Ulûhiyet’i bilemezdik. esmâ-i ilâhiyeyi, sıfât-ı sübhaniyeyi akılla nasıl bilebilirdik ki! Zât-ı Baht mevzuunda akıl bize ne söyleyebilirdi ki! Bu konularda aklın söyleyeceği her söz bir yönüyle siliktir ve hatta denebilir ki, nesepsiz sözlerdir. O tür sözlerden Hazreti Mesih, Hazreti Ali veya Eimme-i İsnâ Aşere’nin –hâşâ– ulûhiyeti gibi dalâletler; hulul ve ittihadı gibi sapıklıklar çıkmıştır ki bütün bunlar aklın inhiraflarıdır. Hâlbuki fetanet-i azam sahibi Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi ekmelüttehâyâ), vahiy ile müeyyed bulunduğundan bizim elimize aklın rehberliğinde ulaşmamız mümkün olmayan sırlı anahtarlar vermiş; vermiş ve kaos ve zulmet içinde bulunan eşya ve hâdiselerin dili çözülmüş; varlık, okunaklı, muhtevalı, muhteşem bir kitaba dönüşmüş; zulüm, anarşi ve karanlıklar içinde bocalayıp duran insanlık da kurtuluşa ermiş ve insanî değerler açısından yeniden dirilmiştir. Merhum Âkif ne güzel ifade eder bu hakikati;