Sorunuzla alâkalı son bir husus olarak şunu ifade edeyim: Dinin bize ulaşmasını sağlayan ve onu pratik hayatta bize mal eden Hulefa-i Raşidin Hazretleri’ne karşı da zıllî planda sevgi, alâka ve medyuniyet hisleri içinde olmamız gerekir. Çünkü denilebilir ki, bir Hazreti Ebû Bekir Efendimiz olmasaydı bu dinin yarısından mahrum kalır, gerçek mânâ ve muhtevasıyla o dini yaşayamazdık. Bir Ömer Efendimiz olmasaydı, dinin şu kadarı eksik kalır; Hazreti Osman olmasaydı dinde değişik gedikler olur; Hazreti Ali olmasaydı, bu dini doğruluğuyla ve enginliğiyle bilemezdik. Tabiî daha sonra derecelerine göre, Aşere-i Mübeşşere, sahabe-i kiram ve onlardan sonra gelen müctehidin-i kirâm ve müceddidin-i fihâm efendilerimizin de bu mevzudaki baş döndüren cehd ve gayretleri dolayısıyla derin bir hürmet ve minnettarlıkla anılması gerekir. Evet, zıllin zılli planında da onlara karşı sevgi ve alâka duyup minnet ve medyuniyet duyguları içinde yâd etme mezkûr zevâtın hakkı, bizim de vazifemizdir.