İçeriğe geç

Söz gelimi Cenâb-ı Hak bana, “Sana bir tek dakika veriyorum; bu tek dakikada ne istersen onu kabul edeceğim!” buyursa ben evi, köyü, sandıklar dolusu altını hatta İstanbul’un, Belgrad’ın fethini değil, sadece yeryüzünde Nâm-ı Celîl-i Sübhânînin bir kez daha bayraklaşmasını, Rûh-u Revân-ı Muhammedî’nin her tarafta şehbal açmasını isterim. “Allahım! Bütün kalbler Sana ve Resûlü’ne karşı muhabbetle dolsun. Her yerde Senin nâmın duyulsun ve biz bu işin hizmetçileri olalım.” derim. Evet, Rabbimden yine Rabbimi isterim. Çünkü her şeyin kaynağı ve her şeyi verecek sadece O’dur. Bundan dolayı istenilecek bir şey varsa o da, sadece O’nun rızası, O’nun hoşnutluğudur. Öyle zannediyorum ki, benimle bu recada müttefik olan arkadaşlarım da başka değil sadece bunu isterler.

Evet, bugün insanlık Allah’a ve Resûlullah’a, Rabbimiz’in Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) eliyle insanlığa ulaştırdığı nurlu ve mübarek mesaja muhtaçtır. Dolayısıyla kalblerin, zikretmeye çalıştığım istikamette feth u inşirahı adına yapılacak gayretler, küçük bile görünseler, Allah nezdinde çok büyük önemi hâizdirler. Böyle düşünmek, bu hususta gayret etmek ve dua dua yalvarmak da peygamberâne bir tavırdır. Peygamberlik zinciri, o zincirin en kutlu halkası olan Hazreti Muhammed Mustafa (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) ile tamamlanmış ve i’lâ-i kelimetullah, Nebiler Serveri’nden ümmetine en büyük miras olarak kalmıştır. Bu mirasın hakikî vârisleri ise, Hazreti Zekeriya (alâ nebiyyina ve aleyhisselâm) gibi, “Allahım, dilersen başıma erre koy, fakat insanların kalbine Sana imanı duyur!” diyebilecek ölçüde himmetleri âli olan ve yüksekten uçabilen insanlardır.

Madem söz dönüp dolaşıp i’lâ-i kelimetullah mevzuuna geldi. İsterseniz biz de sözlerimizi o istikametteki bir duayla tamamlayalım:

143