Binaenaleyh Hak’tan akıp gelecek feyiz ve tecellîleri yakalama heyecanı taşıyan samimi bir gönül mümkün olduğunca tenha koyları kollar, kimselerin bulunmadığı âsûde mekânlarda Rabbiyle baş başa kalmaya çalışır. Evet, o, hiç kimsenin görüp duyamayacağı ıssız bir mekânda, kemerbeste-i ubûdiyet içerisinde el-pençe divan durur, başını secdeye kor; kor ve bazen ikinci secdeyi unutacak kadar o secdede durur. O ân “Kulun Rabbine enyakın olduğu”2 ânı yaşadığı şuuruyla belki yüz defa سُبْحَانَ رَبـِّيَ الْأَعْلٰى“Tesbih ederim Yüce Rabbimi; her çeşit kusurdan münezzehtirO!”3 der, kulluğunu ilan eder. Âkıbeti ve ebedî hayatı adına endişe ettiği hususları Rabbinin kelâmıyla orada bir kez daha dile getirir. Belki yüz defa رَبَّنَا لَاتُزِغْ قُلُوبَنَا“EyRabbimiz, kalblerimizi kaydırma!”4 diyerek dua dua yalvarır. “Rabbim, nefsime çok zulmettim. Nâsezâ, nâbecâ işlere girdim; ne olur bağışla beni!” gibi mülâhazalarla içini döker. Kul, bu şekilde teveccüh ettiğinde Rabbi de ona teveccühte bulunur ve onun yönelişini kat’iyen karşılıksız bırakmaz. İşte denilebilir ki, bu hâl bir yönüyle tecellî avlama hâli; secdeler de pusuya yatıp tecellî avlamaya en müsait zaman dilimleridir.
Gecelerin Aydınlık Karanlığı
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Müslim, salât 215; Ebû Dâvûd, salât 148; Nesâî, mevâkît 35, tatbîk 78.
- 3 Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 203; Tirmizî, salât 79.
- 4 Âl-i İmrân sûresi, 3/8.