İçeriğe geç

Bir kere daha ifade edecek olursak, insan Allah’ın (celle celâluhu) kendisi hakkında takdir ettiğine razı olmalı, Allah’tan hakkında hep hayırlısını dilemeli, her zaman, “Allahım, hakkımda hayırlı olanı ihsan eyle. Eğer Senin bana ihsan edeceğin daha başka nimetler benim baştan çıkmama sebebiyet verecekse ben onları istemiyorum. Kût-u lâ yemûtla, ölmeyecek kadar bir rızıkla yaşamaya razıyım. Ben Senden sadece Seni istiyorum. Bana Seni gerek Seni” demelidir.

Allahım! Arkadaşlarımıza Bol Bol İhsan Eyle!

Bundan dolayı insan başta Allah Resûlü olmak üzere infak kahramanı diye vasıflandırabileceğimiz insanların hayatına bakarak kendini çokça test etmelidir. Meselâ servet geldiği gibi, o insanın kalbinde-gönlünde hiçbir iz bırakmadan Allah yoluna gidiyor mu, ona bakmalıdır. Az iken verebiliyorsa, yani bir ceketi, bir paltosu varken çıkarıp onları verebiliyorsa, böyle birisi arabası olduğunda Allah’ın izniyle onu da verebilir. Yine böyle birisi, “bana her gün bir milyon dolar gelse, gelse de ben o dolarlarla dünyanın değişik yerlerinde şu kadar eğitim yuvası açsam; oralarda vazife yapan eğitim gönüllülerinin alamadıkları burslarını yetiştirsem, hatta o bahadırların yaptıkları bu civanmertlikler karşısında beş bursunu birden peşin versem” diye düşünür. İşte insan böyle düşünebiliyor ve kendine uyguladığı testlerden Hakk’ın inayetiyle geçtiğine inanıyorsa onun için servet –inşaallah– tehlikeli olmaz. Bu ölçüde bir niyet enginliği ve kalb safveti içinde bulunanların kasalarına keşke hep servet akıp dursa. Fakir, büyük çoğunluğu itibariyle arkadaşlarımızın işte bu seviyede üstün karakterli, civanmert ve semahat ehli insanlar olduklarını düşünüyor; onlar için Cenâb-ı Hakk’a çokça dua ediyor ve “Allahım, o arkadaşlarımıza bol bol ihsan eyle. Zira onlar Senin lütuflarını dünyanın dört bir yanına i’lâ-i kelimetullah için saçıyorlar” diyorum.

109