Keşke!… Dupduru duygu ve düşüncelerimizi makam, mansıp, şan ve şöhret gibi şeylerle hiç bulandırmadan kulluğumuzun gereğini eda etsek. Hayatımızı sadece dinimizi anlatmaya, Rabbimizi tanıtmaya bağlasak. Nerede yaşıyor ve nerede duruyorsak duralım; bulunduğumuz yerde sadece ve sadece insanlığın muhtaç olduğu ilâhî mesajı daha bir gürül gürül anlatmak için bulunsak. Duruşumuzu kendi geleceğimize değil, insanlığın mutluluk ve huzuruna bağlasak. Ve sürekli Allah’ı düşünsek; O’nunla oturup kalksak. Gözlerimizin içine başka hayalin girmesine meydan vermesek. Keşke!…
Cenâb-ı Allah’ın rızasını aradığımız bu yolda, maddî menfaatler bir yana, mânevî füyuzât hislerini bile hesaba katmadan bir nefer olarak hizmet etmek hepimizin hedefi olmalıdır. Samimi bir kul olarak O’nun rızasını aramak hiçbir şeye değiştirilemeyecek bir nimettir. Mânevî makamlar, keramet, keşif, iç okuma ve bu şekilde insanlara müessir olma; bizim ardına düştüğümüz hedefler olamaz. Rabbimizin lütfu olarak bu türden bir nimete mazhar olursak, onu da derin bir şükür mülâhazasıyla karşılar; meseleyi yine her nimetin asıl Sahibine bağlar ve hatta bir istidraca maruz kaldığımız korkusuyla tir tir titreriz. Titreriz de ayağımızı kaydırmaması için yine O’nun engin rahmetine sığınırız.