“Emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker” daha önce de ifade ettiğim gibi, iyiliği, doğruluğu, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini anlatmak ve eğri olan şeylerden, kötülük ve çirkinliklerden insanları vazgeçirmek demektir. Bu rükün yerine getirilmezse din binasının bir direği yıkılmış olur. Zira, dinin ayakta durabilmesi için iki esasın toplum içinde daima canlı tutulması lazımdır. Bu iki esastan birincisi, “emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker”dir. Diğeri ise, rekâik okumaktır; yani, kalbi yumuşatacak, gözün yaşarmasına sebep olacak konuları, öldükten sonra dirilmeyle, insanın Cenâb-ı Hak’la münasebetiyle ve zühd mülâhazasıyla ilgili mevzuları mütalaa etmektir. Selef-i salihîn rekâikle sürekli meşgul olurdu. Onlar “emri bi’l-mâruf” teşviki yapma ihtiyacı duymuyorlardı; çünkü “emri bi’l-mâruf, nehyi ani’l-münker” adına zaten ciddî bir metafizik gerilim içindeydiler. Hadisleri rivayet eden insanların hayatlarıyla alâkalı malumat bulabileceğiniz rical kitaplarına bir göz atsanız, kendisini “i’lâ-yı kelimetullah”a bir aşk derecesinde bağlamış insanlar görürsünüz. Meselâ, Abdurrrahman b. Müll Ebû Osman en-Nehdi bunlardan biridir. Tamamını birden sırtında taşıyabileceği kadarcık bir mala sahip… Şehir şehir dolaşıyor. Bir yere çardağını kurup ibadet ü taatiyle meşgul oluyor; evrâd ü ezkârını okuyor, âyetlerin tefsirini yapıyor, hadis-i şerifleri rivayet ediyor ve halkı irşad görevinde bulunuyor. O, bu salihâtla meşgulken, bir emir geliyor; falan yere sefer olacağı haber veriliyor. Çardağını söküyor, bağlıyor atının sırtına, sürüyor o tarafa… O vazifesini tamamlar tamamlamaz da tekrar bir başka beldenin yolunu tutuyor, bir kere daha çardağını kurup i’lâ-yı kelimetullah vazifesinin ayrı bir yönünü eda etmeye koyuluyor…
Temsil Keyfiyeti
Soru: Temsil vasfımızı devam ettirememe korkusunu nasıl gideririz?