Bu üç hususa riayet edilince, insan belki birkaç kez tökezler, yüzüstü kapaklanır; ama tekrar doğrulup yeniden nihaî menzile yürür. Önündeki bir kapı kapansa, o başka on kapının sürgüsünü zorlar, kilidini açmaya uğraşır. Bir de Hazreti Müfettihu’l-ebvab’a teveccüh etti mi, kapanan bir taneye mukabil on kapının kendisine açıldığını görür. Evet, salih bir kula düşen يَا مُفَتِّحَ الْاَبْوَابِ اِفْتَحْ لَنَا خَيْرَ الْبَابِ إِنَّكَ كَرِيمٌ جَوَّادٌ وَهَّابٌ “Ey bütün kilitli kapıların anahtarına sahip, kapıları açan Allahım, bize de en hayırlı kapıyı aç! Şüphesiz Sen lütfu ve ihsanı bol, cömertlerden cömert, nimet ve bağışları engin Rabbimizsin!” deyip O’na iltica etmek ve sonra da kendi üzerine düşen vazifeyi yapmaktır.
İşte bu ölçüler içerisinde, yeryüzü mirasçıları dünyayı ahiretleri adına değerlendirmeli; gerektiğinde dünyalık her şeyden vazgeçip kopabilmelidir. Dünyayı ve nimetlerini bir ayakkabı gibi çıkarıp atmaya, “Bana Seni gerek Seni.” deyip yürümeye rûhen hazır bulunmalıdır.
Cenâb-ı Hak, Hz. Musa’ya “Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vadi Tuvâ’dasın!”17 buyurmuştur. Bu âyeti tefsircilerin genel olarak anladığı mânâ mahfuz, “O’nun rızası dışındaki her şeyi, Hazreti Musa’nın pabuçları gibi gönülden çıkarıp atmak” gerektiği şeklinde anlayarak kendi adımıza da pay çıkarabiliriz.
Dipnotlar
- 17 Tâhâ sûresi, 20/12.