Bu dünyada, Cenâb-ı Hakk’ı tanıma ve başkalarına tanıtma, i’lâ-yı kelimetullah vazifesini yerine getirme dışındaki her şey, ikinci üçüncü dereceden, tâlî işlerdir. Meslek, maaş, eğitim, evlilik, yurt yuva vb. birinci hedef değil, asıl gayeye yardımcı unsurlardır. Mü’min hayatını bu esasa göre programlamalıdır. Ve demelidir ki, “Benim hayatımın gayesi dinimi neşretmektir. Ama yaşayabilmem için, –varsa– çoluk çocuğumun geçinebilmesi için, şu fâni dünyanın da bir tarafından tutarım. Cenâb-ı Hakk’ın bana ihsan ettiği şeylerle iktifa ederim. Az verirse aza kanaat ederim; çok verirse hem şükür hisleriyle dopdolu olarak dinime hizmette koşturur, hem o yolda infak ederim; hem de kendi ihtiyaçlarımı karşılar, çoluk çocuğuma bakarım. Dünya adına hırslı davranmam. Hırsımı, sonuna kadar Allah rızasını kazanmaya ve Allah’ın rızasını da i’lâ-yı kelimetullah vesilesiyle tahsil etmeye sarfederim. Harîsim ölesiye… Beni öldürecek kadar çok hırsım var. Ama ben Allah’ın rızasını kazanma hususunda hırslıyım.” Evet, mü’min böyle demeli ve hayatını bu istikamette programlamalı, ahiretle alâkalı işleri ilk sıraya koymalı, dinlenmek için az kenara çekildiğinde bulduğu boşlukları da dünyevî işlerle doldurmalıdır.