İçeriğe geç

Evet, bu küçük insanlar ruhu, mânâyı, metafiziği devreden çıkarınca, kendilerine entel görünme fırsatı doğacaktır. Bunların sürekli; çoktan Avrupa’da ruh ufkunun da metafizik düşüncenin de kaldırılıp bir kenara atıldığından dem vurmaları, işin içyüzünü bilmeyen kitleler için her zaman bir aldanma ve kayma vesilesi teşkil edebilir; hatta fanteziye açık bir kısım hercâi gönüllere müessir de olabilir. Ancak bugünkü Batı’nın oluşumunda önemli bir esas sayılan bilim düşüncesi –temelde maddeciliğe müesses olsa da– hiçbir zaman ruh, mânâ ve metafiziğe karşı bütün bütün kapanmadı. O, her zaman, ruh ve mânâ mazmununu, pozitivist ve rasyonalist felsefe ile tam telif edemese de ne Eflatuncu düşünceden tamamen uzaklaşabildi; ne Paskal ve S. J. Jean’ı görmezlikten geldi; ne de Bergson’un metafizik dünyasından uzak kalabildi.. evet hemen her dönemde bu türden düşünce ve ilim adamları, hep bugünkü Batı’nın oluşumunda birer temel unsur olarak vazife görmüş ve nâzım rol oynamışlardır. Oysaki bizdeki “değişim” ve “dönüşüm”lerde ruh ve mânâ ufku bütün fakülteleriyle eski bir metâ imiş ya da anlaşılmaz bir kısım paradokslardan ibaretmiş gibi ya kaldırılıp bir kenara atılmış veya tahkir ve tezyif edilerek “ilericilik”, “aydınlık”, “Batıcılık” gibi bir zümre tarafından kutsanan mevhum ve izafî değerlere kurban edilmişlerdir. Hem de yerlerine hiçbir şey koymadan kurban edilmişlerdir.

Eğer ruh ufku varlığın perde arkasına açılma ve metafizik de varlığı bir küll hâlinde ele alıp değerlendirme ise –ki genelde öyle olduğu kabul edilmekte– o olmadan ne varlık ve hâdiseleri kendi çerçeveleri içinde, hakikatlerine uygun olarak yorumlayıp seslendirmek, ne de kâinatın özünü, Yaratıcı’yla alâkasını ve bizim O’nunla münasebetimizi idrak etmemiz mümkün olacaktır; zira kâinat ve onun ruhunu bilmek, hele bu bilginin pratikte neye yaradığını kavramak,

357