İçeriğe geç

ılgıt ilâhî rahmet esintilerinin ruhları kuşatma faslı sayılan ilk nafile namaz ve kametle, o dakikaya kadar adım adım derinleştirilen konsantrasyon bir kere daha kontrol edilir; nihâî huzura ait teveccüh ve temkin bir kere daha gözden geçirilir ve miraca yürünüyor gibi namaza yürünür. O âna kadar gönlümüze çarpan, insanî yanlarımızı alarma geçiren ve bizi ebedî mihrabımıza yönlendiren ses, söz ve davranışlar, vicdan tellerinde hakiki gönül nağmeleri bulabilmek için bir akort ameliyesi gibidir. İbadette asıl ses ise o biricik mihrap karşısında, duygu, düşünce birliğine ulaşmış ve bir imam arkasında el pençe divan durmuş; eğilip saygı ve hürmetini ifade eden, kalkıp Hak karşısında temennâ duran; yerlere kapanıp baş ve ayaklarını aynı noktada birleştirerek Allah’a yürüyen cemaatin müşterek davranışlarıyla başlar. Bizler cemaat şuurunu vicdanlarımızda duyduğumuz ölçüde, peygamberlerle yaşanmış aydınlık çağların bütün güzellik ve cümbüşünü de duyuyor ve hissediyor gibi oluruz.

Evet, namazın göklerdeki ahengiyle bütünleşmiş olanlar için imamın arkasındaki her hareket, her söz, insanoğlu için yitik Cennet adına bir hasret ve bir dâüssıla sesi verir, bir ümit ve bir vuslat duygusuyla tüllenir. Kendini, namazın miraç buudlu havasına salan hemen herkes için o, Cennet dönemlerimizin ve ötedeki Cennetlerin nazlı, hülyalı günlerinin fecir tepelerine benzer. Bizler, his dünyamızın vüs’ati ölçüsünde, her namaza duruşumuzda, Cennet güzelliklerinden ta bizim altın çağlarımıza uzanan bütün bir ışık kuşağının safvetini, sükûtunu yudumlar ve neş’eyle geriniriz. Bu sayede, dünyanın bin bir dağdağasıyla dağınıklığa uğramış zihinlerimiz toparlanır.. ruhlarımız cismaniyetin kasvetli atmosferinden sıyrılır ve gönül dünyamız bir kere daha vuslat mülâhazasıyla köpürür. Her namaz vakti ve her farz edasında olmasa bile ruh ve gönül erleri hiç olmazsa her gün birkaç

465