kendi ruhlarının sesini, kendi aşk u şevklerinin bestelerini mırıldanacak ve bütün bir insanlık namına imanlarını, ümitlerini, heyecanlarını, dâüssılalarını ve vuslat arzularını seslendireceklerdir. Onların gelecek adına ve sonsuza dâvet hesabına bütün çağrıları, bütün yönelişleri, bütün recâları, bütün duaları ve samimiyetle gerilmiş ruhları, sanki bizim bugüne kadar söylemek isteyip de söyleyemediğimiz, duyurmak arzu edip de duyuramadığımız ve hep kör-aksak bıraktığımız hususların ifade edilişi, seslendirilişi, yorumlanışı gibi olacaktır.
Herhalde, o çağın insanları bizde olduğundan daha zengin duygularla birbirlerine yönelecek, daha aşkın seslerle birbirlerine hitap edecek ve hep aynı aşk u şevki söyleyeceklerdir. Zaten dünden bugüne böyle ilâhî günlerde her zaman, bir sevenler, bir de sevilenler olmuştur. Sevenlerin hep Mecnûn, sevilenlerin de Leylâ olduğu böyle dönemlerde, bütün aşklar, şevkler, güzellikler, nizâmlar Cemâl-i Sonsuz’un çok perdelerden geçmiş gölgesinin gölgesi.. olması mülâhazasıyla, önce her şeyin asıl kaynağı O sonra da derecesine göre her şey sevilmiş, koklanmış, sinelere basılmış ve O’nun mührü olarak da takdis edilmiştir.. ve böyle dönemlerin tali’li insanları da ömür boyu sevmek, sevilmek duygularıyla yaşamış, çekilen sıkıntıları da bir ebedî mutluluk adına tırmanılması gerekli bir helezon ve ruhun beslenme yolu kabul ederek hep inşirâh soluklamışlardır. Hele bir de gönüllerde uyanan mârifet, muhabbet ve aşk u şevki körükleyecek bazı sâikler söz konusu olunca, onların ruhları âdeta sonsuza yelken açıyor gibi kanatlanmış ve zaman üstü, mekân üstü bir kıvamla Fuzulîleşerek;
“ Min can olsaydı âh men-i dil şikestede
Tâ her biriyle bir kez olsaydım fedâ sana.-”
demişlerdir.. demelidirler de zira belli bir noktadan sonra kendi güç ve zenginliğiyle ayağa kalkan ruhlar, kendilerini ifade