gelişip her yanı saracağı hülyalarına kapıldık. Aynı hülyaları bizimle paylaşan toplumun büyük çoğunluğu da;
Ses ver yiğidim, yoksa beni duymuyor musun?
Yıllar var ki hep hayalinle oynaşıyorum;
Kalkıp geleceğin inancıyla yaşıyorum...
Ümitle ışıldayan gönlüm seni bekliyor;
Kâh göklerde uçup, kâh yerlerde emekliyor.
Her tarafta harap eller, baykuşlara bayram,
Köprüler bir bir yıkılmış, yollar yolcusuz;
Gelip uğrayanı kalmamış, çeşmeler susuz..
Tıpkı rüyalarda olduğu gibi diril, gel!
Beyaz atının üzerinde bir sabah erken;
Gözlerim kapalı ruhumda seni süzerken,
Tıpkı rüyalarda olduğu gibi diril, gel!gibi gönülden çığlıklara ses verdi ve milyonlar, bu masmavi mefkûrenin büyüsüne kapılarak, her yerde sevgi mırıldanmaya başladı. Öyle ki bu sevgi sağanağı zarûret ölçüsünde bir beklentiye bağlandığından, başlangıçta küçük bir iki sızıntıdan ibaretken, zamanla bir çağlayana dönüştü; dönüştü ve hemen her kesimin ümit dünyasında yepyeni bir dirilişin remzi olarak anılır oldu.
Allah’ın büyüklüğünün ayrı bir tecellî buudu.. O, bazen çok küçük varlıklara büyük işler gördürerek, esbâbın önemsizliğini vurgular ve farklı bir üslûpla kendi ululuğunu hatırlatır. Bu süreçte, biz de hep aynı şeyleri yaşadık. Öyle ki Kudreti Sonsuz, bir kısım sıradan, düz insanlara, gönüllerin kapılarını ardına kadar açtı ve sevgi saltanatında onlara âdeta Süleymanlık bahşetti; bahşetti de kinin, nefretin,