İçeriğe geç

Aslında dualarımızla biz, beşerî isteklerimizin gerçekleştirilmesinden daha çok, Rabbimiz’e saygımızı, güvenimizi ve O’nun gücünün her şeye yettiğini itiraf eder; son noktayı bazen bir sükûtla, bazen de –esbâba tevessül mülâhazası mahfuz– her şeyi O’ndan bekleme durumunda bulunduğumuzu vurgulama adına: “Ne hâlimiz varsa hepsi de Sana ayân / Dua, kapı kullarından miskince bir beyan..” mânâsına hâl-i pürmelâlimizi dile getiririz. Evet, bazen Kur’ân-ı Kerim, bazen de sözleri lâl ü güher Söz Sultanı’ndan alıntılarla istediklerimizi Hakk’ın dergâhına sunar ve ebedî mihrabımız olan O’nun kapısına yönelerek, ruh dünyamızı şerh eder, içimizi O’na döker ve “huzurun edebi” diyerek ağzımızı sımsıkı kapatarak sükût murakabesine geçeriz ki bazılarınca böyle bir hâl –ihlâs ve samimiyetin derecesi ölçüsünde– en belâgatli sözlerden daha beliğ ve en yüksek ifadeleri aşkın bir beyan ve bir arz-ı hâl sayılır. Allah, gizli-açık her hâlimizi bildiğine göre duada sözden daha ziyade öz önemli olsa gerek.. zaten Cenâb-ı Hak da: “Kullarım Beni senden sorarlarsa; bilmeliler ki Ben onlara çok yakınım; Bana dua edenin duasına icabet ederim” mazmununca O, arzu ve isteklerimizi bilmede, bize bizden daha yakındır. Bu itibarla da istek ve dileklerimizi huzur mülâhazasına bağlayarak, sessizlikle seslendirmek, hususiyle de o seviyenin insanları için ayn-ı edebdir. İster gayb telakkisi, ister huzur mülâhazası, bize bizden daha yakın olan Rabbimiz: “Siz bana dua edin ki Ben de icabet edip karşılık vereyim” buyurarak, bizi duaya teşvik etmekte ve dua etmemeyi anlamsız bir istiğna ve bir kopukluk saymaktadır.

Dua eden bir kimse, bütün gönlüyle Allah’a yönelip yalvarışa geçebildiği takdirde, kendine her şeyden daha yakın olan Rabbisine karşı, kendi beden ve cismaniyetinden kaynaklanan uzaklığını aşarak O’nun her zaman var olan yakınlığına saygısını ifade etmiş ve kendi uzaklığının vahşetinden

485