Bunun için de yuvadan okula, kahvehaneden kışlaya, bütün vatan sathı mektep hâline getirilerek, umum yurtta bir kültür seferberliği ilanına zaruret hâsıl olmuştur. Cehalete, fikirsizliğe, taklitçiliğe, millî kültür ve mefahirden habersizliğe karşı umumî bir seferberlik ilan edilmeli ve peşin hükümlerle verilmiş kararlar kritiğe tâbi tutularak, ilimlere yeni bir bakış kazandırılmalıdır.
Hiç şüphe yok ki böyle bir durumda, bu mübarek vazifenin öncüleri de ancak muallimler olacaktır. İnsanı, ruh-beden bütünlüğü içinde ele alan; onun kâinat içindeki yer ve münasebetini görüp gözeten; yaratılışın gayesi istikametinde gönülleri şahlandıran, gayb ve şehadeti bir vâhidin iki yüzü gibi görmeye ulaşmış tali’li muallimler..!
Evet, insanın cismaniyetini inkâr eden ruhbanlık düşüncesi ve batı stili mistik anlayış, insanoğlu için ne kadar zararlı olmuşsa, onu sadece cismaniyet ve bedeniyle ele alan felsefî sistemler de o kadar, hatta daha fazla zararlı olmuşlardır. İnsanoğlunun müstesna bir yaratık olduğunu, kâinat içinde mühim bir yer işgal ettiğini ve yaratılışı itibarıyla bir kısım yüksek vazifelere, dolayısıyla da değişik makam ve derecelere namzet bulunduğunu sezmemek, idrak etmemek mümkün mü..?
İlimlerin her çeşidinden faydalanmaya istidadı olan; eşyâ ve hâdiselere müdahale kabiliyetiyle şereflendirilen; güzelliğin her çeşidini idrak edip benimseme melekeleriyle donatılmış bulunan; lezzetlerin türlü türlüsünü seçip ayırmasını bilen; ruhu sonsuzluk sevdasıyla sarhoş, gönlü “ebed ebed!” diye inleyen bir varlık, nasıl vazifesiz ve geleceksiz olabilir ki..? Onu, vazifesiz ve mesuliyetsiz, dolayısıyla da upuzun mutlu bir gelecekten mahrum görmek, bu en şerefli varlığı diğer canlılar seviyesine indirerek, onun maddî-mânevî istidat ve duygularını inkâr etmek ve ona yolların en buhranlısını gösterip