İçeriğe geç

ırmağında yüzüyor gibi sefaya, huzura açık yaşıyor ve yarınları hep ümitle süzüyordu. Bu insanların kurdukları medeniyet, dünya-ukbâ düşüncesini birden kucaklıyor; bura ve öteler muvazenesine bağlılığı elden bırakmıyor ve her işinde Allah’la beraber olmayı esas alıyordu. Asırlarca insanımızı hava gibi saran, nur gibi ruhlarına nüfuz eden bu medeniyet sayesindeydi ki bu insanlar tali’lerini seviyor, kabulleniyor, ona baş eğiyor ve streslere, hafakanlara girmeden, huzur içinde yaşıyorlardı. Bu medeniyet ahiret ve ebediyete inanan, dünya ile alâkalı olduğu kadar, semalara da açık bulunan bir medeniyetti. Ruh ve maddenin birleşik âleminde bütün kanaatler, gönüllere öteleri rasat ettirdikleri için bu medeniyet, en sağlam temeller üzerinde, en sarsılmaz ehramlar gibi yükseliyordu.

Bu duygu, bu düşünceyi paylaşanlar için o yine öyle yükselebilir; tekrarı muhal değil...

205