İslâm’ın sesini almaya, bakış zaviyesini yakalamaya, nabzını tutup, kalbini dinlemeye çalışmalıdırlar ki “ba’sü ba’de’lmevt” yolunda, berzah hayatı yaşamasınlar. Bu da her şeyden evvel, nefsanîliğin bütün baskı ve dürtülerinden uzaklaşarak ruhanîliğe açılmaya ve dünyayı ötelerin intizar salonu görüp bilmeye bağlıdır. Diğer bir ifadeyle, ibadetlerimizdeki kemmiyeti keyfiyetle derinleştirmeye.. evrâd u ezkârdaki riyâzîlikten doğan eksikliği niyet ve hulûsla nâmütenâhîleştirmeye.. dua, münacat ve yakarışlarımızda, bize bizden daha yakın bir varlığa yalvarıyor olma mârifet, saygı ve temkiniyle gerçekleşebilecektir. Bunu da ancak namazı, miraca yürüyor gibi duyanlar, orucu, ilâhî bir gizlilik içinde halvete koşuyor gibi hissedenler, zekâtı, bir emanetçi ve tevzi memuru gibi yerine getirip “oh!” diyenler, haccı, İslâm dünyasının problemlerini görüşmek üzere evrensel bir konferansa, hem de ruh ve kalbin, ötelerin nuraniyet ve mehâbetini rasat edebileceği bir zeminde evrensel bir konferansa iştirak ediyor gibi yaşayanlar anlayabilir.
Bütün bunların duyulup hissedilmesi, hissedilip hayata geçirilmesi, iç ve dış sefaletlerimizi teşhis ve tedavi edebilecek mâneviyat hekimlerine ve ötelerle her zaman irtibatlı aldatmayan rehberlere vâbestedir. Düşünce dünyaları maddeden mânâya, fizikten metafiziğe, felsefeden tasavvufa uzayan rehberlere. Dünden bugüne bütün umran devirlerinin arkasında bunlar olduğu gibi bundan sonraki imar ve ihyâ hareketlerini de bunlar temsil edeceklerdir. Bu temsil, yeni hâdiseler ve gelecekteki vak’alarla alâkalı, Kitap ve Sünnet kaynaklı yeni projeler ortaya koyarak.. düşüncelerini yeni dünya görüşleriyle bezeyerek.. milliyet, ruh ve şuurunu İslâmî perspektifle netleştirerek, bileyerek.. tecrit duygusuna bağlı, İslâm’ın evrenselliğine uygun yepyeni sanat telakkileri geliştirerek.. din ve dünya ihtivalı birkaç bin seneden beri devam edegelen kendi kültürümüzü yoğurarak gerçekleştireceklerdir. Bu