İçeriğe geç

Demek ki أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ile anlatılan nebiler, sıddîkler, şehitler ve salihlerdir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) miraca yükselirken her peygamberi kendine has bir keyfiyette gördüğünü dile getirmekte ve Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf ve diğer peygamberlerin neler yaptığını ve nasıl bir hareket içinde bulunduklarını, ona bağlılıklarını ve münasebetlerini anlatırken, kendinden evvel kendi yolundan gelip geçenleri anlatmaktadır.3 Bu tablo, aynı zamanda camiye gelen cemaatin nasıl nuranî bir zümrenin arkasından gittiğini anlatma bakımından da çok önemli ve onların yoluna teşvik edicidir.

Bu tablo öyle bir tablodur ki, cemaat bunu ruh ve hayaliyle hissedip kavrayabilse Allah’a karşı zevk ve şevkle kulluğunu yapacaktır. Çünkü o, nebilerin, sıddîklerin, şehitlerin, salihlerin arkasındadır.

Eğer harf-i tarif cins için olursa غَيْرِ الْمَغْضُوبِ kelimesi bundan bedel olur. Eğer ahd ise sıfat olur. Arapça’da sıfatla, sıfatlanan isim arasında uygunluk şarttır. صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ve غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ kelimesi arasında bir uygunluk olması lâzımdır. İkisi de belli mânâsına malum veya ikisi de belli olmayan mânâsına nekre olması, ikisi de tekil veya çoğul olması gerekir. Sıfatla mevsuf (sıfatlanan isim) arasında bu mutabakat olmazsa bunlar birbirinin sıfat ve mevsufu olmazlar. Arapça’da bir de izafet terkibi (isim tamlaması) vardır. İzafet-i mâneviye tarif ifade eder. Fakat muzaf (tamlayan); gayr, şibih ve misil kelimelerinden birisi olursa tarif ifade etmez. غَيْرِ kelimesi mârifenin (bilinen ismin) başına da gelse yine tarif ifade etmez. Gayr, tam zıddına muzaf olursa bir ölçüde tarif ifade eder. غَيْرِ ’dan sonra gelen kelime ona asla mârifelik kazandırmayacaktır.

208