İşte bu tabloyu seyredin ve غَيْرِالْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ damgasının o insanların alnına vuruluşunu görün; sonra da Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti olarak, geçmiş o ümmetin düştüğü çukura düşmemek için; sakın sakın maddeyi mânânın yerine koymayın! Gönüllerde Allah yerine ekonominin, iktisadın, maddî refah ve saadetin yerleştirilmesine taraftar olmayın! Resûl-i Ekrem’in getirdiği yolda, anlattığı hakikatler içinde halkı hakikî yol olan tarik-i müstakîme hidayet etmeye çalışın! Çünkü insanlar hep aynı yerden düşer, aynı şeylerle bozulur ve aynı şeylerle Allah’ın gazabına uğrarlar. Nitekim sizin en yakın zıddınız olan Yahudiler de bu yollarla düştü ve helâk oldular.
Hristiyanlar da İncil’i tahrif etmiş, İncil sayısını yüzlerceye çıkarmışlardı. Evet; İznik Toplantısı’nda dörde indirileceği âna kadar, birbirini yalanlayan yüzlerce İncil vardı. Mezhep mücadeleleri ve iç kavgalar, Hristiyanlığı yiyip bitiriyordu. Nasıl olmasın ki, mantık azledilip, akıl da hapsedilmişti. Mantık ve akla “yasak!” damgası vurulmuştu. İkisi de, ibadethaneye giremiyordu. Ruhanî reisin yanına gelen, akıl ve mantığıyla gelemiyordu. Mantıksızca teslis akidesine inanıyordu. Ona göre ilâh hem birdi hem üçtü. İşi böylesine raydan çıkaran ruhanî reisler, rahatlıkla ibadethanede cennet satıyor ve insanları cehennemden kurtardıklarını iddia ediyorlardı. Böylece o insanlar da sapmış ve sapıklar hâline gelmişlerdi. Tarik-i müstakîm çoktan unutulmuş ve Hz. İsa’nın yolu çoktan terkedilmişti. Binaenaleyh, bunlar dünyanın bütün nimetleri içinde gark olsalar dahi yine sapıklık ve dalâlet içindeydiler.
Ve işte bizi bunların yoluna atılıp itilmeden de muhafaza buyurması için Allah’a niyaz ediyor ve “Allahım, bizi onların yoluna da itme.” diyor, sonra da bu umumî duanın kabulü için “âmin”lerle gürlüyoruz.