Bazen de gelip ruhumuzu saran, isteyerek veya istemeyerek ağzımızdan çıkıp kalbimizi yaralayan küfür sözleri, küfür düşünceleri olur. Kim bilir, hayalimiz günde kaç defa fıska girer ve arkasından da bizi sürükler götürür.. ve yine kim bilir kaç defa ulvî hislerimiz hayalin taktığı kancaya takılır da biz de onun arkasından sürüklenir gideriz. Gider de ulvî his, meleke ve kabiliyetlerimizi söndürüveririz. İşte böyle bir insan bu durumlar itibarıyla günde kırk defa اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ demekle günah, dalâlet, küfür ve küfran adına; hayatına, mânevî yapısına, ruh ve kalb âlemine bulaşan is, pas, kir, toz ve toprağı süpürmek için o, şöyle demektedir: “Yâ Rabbi! Sana hamd olsun ki, ben hidayetteyim. Bu bir şükran hissi gerektirir. Ve bu hidayetimin devam etmesi için çeşitli arıza ve pürüzlerden arınmış ve uzak olmam gerekir. Hâlbuki ben beşerim. Nisyandan yaratılmışım, daima sürçüyor ve düşüyorum. İşte bu hataların beni batırmaması, günahların küfre götürmemesi için her dakika Senden hidayet talep ediyorum.”
Bunun içindir ki, mü’min olan bizler, gerek seviye itibarıyla ve gerekse zaman kaydı altına girdiğimizden dolayı daima, اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ deme mecburiyet ve mükellefiyetindeyiz.