Allah, insana bir şehvet duygusu vermiştir. Bu duygu ile kadın erkeğe, erkek de kadına karşı bir alâka duyar. Ve yine insanda, sevme duygusu ve bir mülk edinme duygusu vardır. Diğer bir duygu da öfke.. ve yanlış kullanıldığında milyonlarca insanın sapıtmasına sebep olan akıl… Bütün bunları insana veren Allah’tır.. ve insan, bütün bu duyguları olumsuz yönde de olumlu yönde de kullanabilmektedir. Bu duygular keyfiyette farklılık gösterse bile hayvanlara da verilmiştir. Ancak keyfiyetteki bu farklılık, küçümsenebilecek bir farklılık da değildir. Zira bu duygular, insanoğlunda insanca, hayvanlarda da hayvancadır. Meselâ, insana verilen duygulara bir had ve sınır konulmadığı hâlde, hayvanların duygu ve hisleri belli bir sınırla sınırlandırılmıştır. İşte insana verilen bu duyguların bir ifrat, bir de tefrit yönü vardır.
Meselâ, insana hiç şehvet verilmeseydi, o, yemek istemeyecek, uykuya karşı ihtiyaç duymayacak, evlenmeyi düşünmeyecek, karşı cinslere arzu ve iştiyakı olmayacak ve böylece nesil üremeyecek, dolayısıyla da insanlık tükenip gidecekti. Bir de bu işin ifrat durumu vardır. Bu durumda da insan saldırgandır, sınır tanımaz. Yukarıda geçen hadis-i şerifte olduğu gibi harama bakan pencereleri açar, perdeleri kaldırır, sınırları aşar, haram dairesi içine girer ve Allah’ın hudutlarını ayaklar altına alır çiğner…
İşte, “şeriat, İslâm, doğru ve mutedil yol” denilen sırat-ı müstakîm, bütün bu ifrat ve tefritlerden uzak bir orta yoldur. Bu ilâhî nizamı kendisine düstur edinenler de, sırat-ı müstakîm erbabı olarak vasıflandırılır. Kimdir bunlar? Bunlar, haramdan tiksinti duyan, helâle karşı istekli bulunan ve haram korkusuyla şüpheli olan şeyleri dahi yer yer terkeden Allah’ın mü’min kullarıdır.