Allah’tan hidayet, hem seviyeli, şümullü, hem de her zaman talep edilmelidir. اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ deyip imamın arkasında saf bağlayarak, Kâbe-i Muazzama’ya yönelip, hayalen Resûl-i Ekrem’in arkasında duruyor gibi, biatını yenileyen bir cemaatin, evet bütün hissiyat ve benliğiyle Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) uyan bir cemaatin hidayet talebinin mânâsı nedir? Biz hidayette değil miyiz? Resûl-i Ekrem’in arkasında saf bağlayıp, kıbleye teveccüh etmedik mi? اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ derken âlemlerin Rabb’i olan Allah’a imanımızı ilân etmedik mi? Bütün bunları ettik ama yine hidayet talep ediyor ve “Bizi doğru yola hidayet eyle, refîkimiz ol, sonuna kadar götür.” diyoruz.
Bundan da anlaşılıyor ki, “hidayet” kelimesinin zâhirî mânâsından başka bir mânâsı daha mevcuttur.. ve hidayet seviye seviyedir. Sapmışlar ve günahkârlar, “Allahım, bizi hidayet et.” derken, Kur’ân’ın tarif buyurduğu hidayete ermeyi istemektedirler. Yarım yamalak inanmışlar ise, “Bizi taklitten kurtar, bize tahkikin âb-ı hayatını içir ve eşyanın hakikatini göster.” demekteler ve erdikleri hidayetin kemalini talep etmektedirler. Kemale eren kimse ise; اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ derken “Allahım, hidayetimi devam ettir, son deme, can boğaza gelinceye kadar emanetinde beni emin kıl, emin insan olarak emaneti Sana teslim etmeye beni muvaffak eyle.” demektedir.