İçeriğe geç

Birlik, ulûhiyetin ayrılmaz bir gereğidir. Allah’ı düşünüp de O’nu “Bir” düşünmemek mümkün değildir. Fakat biz bunu lafzen de ifade ediyor ve اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ diyoruz. Böylece, Allah’ın bir tane olduğu; hayır-şer, iyilik-kötülük elinde bulunduğu; bütün iyiliklerin ve kötülüklerin O’nun yanında tespit edildiği ve iyiliklerin mükâfatını, kötülüklerin cezasını verecek de O olduğu için biz hamdi Allah’a tahsis ediyoruz.

Kâinatta zerre kadar şirke yer yoktur. Burhan-ı temânu ve redd-i müdahale, yani emsalin, aynı kutupların birbirini itmesi ve müdahaleyi kabul etmeme kanunu şirki şiddetle reddetmektedir. Bir köyde iki muhtar, bir kasabada iki müdür, bir beldede iki kaymakam, bir vilâyette iki vali olmaz; olursa keşmekeşlik olur. Bu durum gösteriyor ki, hâkimiyet ortak kabul etmez. Kâinattaki düzen, intizam ve nizamıyla kendini hissettiren Allah’ın eşi, ortağı olamaz. Allah O’dur ki, kudretine nispeten bir zerreyi yaratmakla kâinatı yaratmak arasında fark yoktur. Aynı kudretle, insanı yarattığı gibi bütün kâinatı; bir çiçeği yarattığı gibi bütün bir baharı; baharı yarattığı gibi bütün dereceleriyle Cennet’i ve bütün tazeliğiyle ebediyeti yaratır. Öyleyse hayali ifsat edip fâsık kılacak ve gönül huzurunu silecek ortak tasavvuru, insanı tedirgin ve rahatsız etmeden başka, onun düşüncesini dağıtacak, düşünce sistemindeki birliği bozacak zihnî bir hastalıktan başka bir şey değildir.

100