İçeriğe geç

Devr-i Saadet’te, insanlık kendine bu şekilde baktı, kendini buldu ve Allah da onları beşer üzerine hâkim kıldı. O Allah ki: “İnsanları yeryüzünde halife yaptım.”16 demektedir. Ve kendisine gönül, kafa ve hislerle tam bir teveccüh olduğu devirde: وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ“Andolsun, Tevrat’tan sonra Zebur’da da arza mutlaka iyi kullarım vâris olacak (bu yer onların eline geçecek) diye yazmıştık.”17 hakikatiyle tecellî etmektedir. Evet, O, her zaman bütün mirasını salih kullarına bıraktı. Onun içindir ki, Saadet Devri’nde tek söz sahibi, Müslümanlar idi.

Allah (celle celâluhu) kâinatla, insanla kendi arasında bir muadele vaz’etti. İnsanı karşısına alıp ona “Sen!” diye hitapta bulundu. Sonra “Sana göre Ben senim.” dedi. Rubûbiyet dairesinin karşısına ubûdiyet (kulluk) dairesini yerleştirdi. Rahmâniyet ve Rahîmiyeti beşerle paylaştı. Ve Besmele’de bize bunu talim edip duyurdu. İşte biz de, O’nun sonsuz Rahmet ve inayetine mukabele edip اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ diyor ve O’ndan gelen her şeye minnet ve şükranlarımızı takdim ediyoruz.

f. “Elhamdülillâh” Kudsî Cümlesi ve İman Esasları

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ kudsî cümlesi, iman adına inanacağımız bütün esas ve rükünleri ihtiva eder. Şimdi de bu hususu izah etmeye çalışalım.

1. “Elhamdülillâh” ve Allah’a İman

Hamd, Cenâb-ı Hakk’ın eserlerini görüp O’nu alkışlama, Kemal’i karşısında hayret ve hayranlık secdesine kapanma, Cemal’i karşısında muhabbetten coşup taşma ve İhsan’ı karşısında yüzü yerlere sürme demektir. Lafz-ı Celâle’nin kelime ve lugat yönüyle mânâsını arz ederken temas etmemize rağmen, kısaca bu hususu bir kere daha hatırlatmamız faydalı olacaktır.

94