İçeriğe geç

İnsanlık, bu seviyeye peygamberler sayesinde ve onların vasıtasıyla ulaşır. Peygamberlerin aydınlık yolunda kalb gözünden perdenin kalkmasıyla insan, Cenâb-ı Hak’la âdeta yüz yüze gelir ve O’nu seyreder. Zaten mübarek bir sözde O, “Ben arz ve semaya sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım.”21 demektedir ki, bu sırra ermek de ancak kullukla olur. Bu öyle bir sırdır ki, sadece yaşanır. Onu kitaplar yazmaz ve veli onu ifadeden âcizdir. Hatta az kimse müstesna, insanlar Kur’ân tilâvetinde dahi bu hisse ulaşamazlar. Bu öyle bir hâldir ki, bütün vasıta ve vesileler artık silinmiştir. Gönül Sultanı kendi sarayına teşrif etmiştir. Ve o anda insan kendinde değildir. Kendisini dahi unuttuğu bir hâl içinde kararsız, hayret ve hayranlığın doruğunda bulunmaktadır. Bu hâlde olan bir insan ne der? Hâl ve durumunu nasıl anlatır? İşte bu durumda bazıları, لَا مَوْجُودَ إِلَّا هُوَ demiş. Diğer bazıları da bu hâllerini لَا مَشْهُودَ إِلَّا هُوَ ile anlatmaya çalışmıştır. Bir diğer grup da, “Kâinatta O’nun tecellîsinden başka bir şey görmüyorum.” diyerek kendisine göre bir üslûpla bu hâli anlatmak istemiştir. Fakat ne denirse densin, ne söylenirse söylensin, esas duyup hissedilenler yanında bu ifadeler sadece insana bir nefes aldırmak içindir. Yoksa meselenin esasını kelimelerle ifade kat’iyen mümkün değildir.

Beşer, tevhid ve Allah’a imanla huzura kavuşur. Ve اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ deyişimizin altında, Kendini bize tanıtan ve bu tanıtışıyla bizi tevhide erdiren Cenâb-ı Hakk’ın bir lütfuna karşı da, şükranımızı arz ediş mânâsı vardır.

99