Komünizmden önce Rusya’yı da sarsan Nihilizm’de, sistemin ve alışılagelmiş uygulamaların tamamen tersine çevrildiğini görürüz. Nihilist felsefeye göre, her şey altüst edilmeli, meselâ, kadınlar saçlarını kesmeli, buna karşılık erkekler uzatmalı; kadınlar pantolon, erkekler entari giymeli; erkek başını kapatırken, kadın açmalı; tarlada kadın çalışmalı, erkek ise evde yemek yapmalı, hatta mümkün olursa, erkek çocuk doğurup, kadın evin geçimini temin etmeli, kısaca bütün düzen mutlaka değiştirilmelidir.
19. asırda Marks’tan (1818-1883) önce sosyalizmden bahsedenler de olmuştu. Meselâ, Saint Simon (1760-1825) bunlardandı. Marks, esasen felsefesini Saint Simon’dan, Proudhon’dan (1809-1865), Feuerbach’tan (1804-1872), Hegel’den (1770-1831), Darwin’den (1809-1882), kısaca inançlı inançsız hemen her düşünürden devşirmiş ve Komünist Manifesto’da toplamıştır ki, bu beyanname bilâhare Engels (1820-1895) tarafından tashih edilerek yayınlanmıştır.
Marks’tan önce ortaya atılan komünist sistemlerin hiçbiri mâşerî vicdanda mâkes bulmamış, kitleler tarafından hüsnükabul görmemişti. Çünkü bu sistem, insan tabiatına ters bir sistemdir.
Fakat Allah, Marks’ın komünizmiyle zulüm ve cevir devrine, zalim ve gaddar insanlara, acımasız kapitalist ve sefih maddeciye büyük bir darbe vuracaktı. Evet, Allah, komünizmle kapitalist zalimlerden bir bakıma intikam alıyordu. Ne var ki, bu tür cezaların umumî gelmesi sebebiyle, bundan geniş halk kitleleri de hissesini alıyordu.
Acıdır, insan fıtratına, insan tabiat ve yapısına bu derece aykırı olan bu sistem, kapitalizm bataklığında boy atıp gelişmiş ve neredeyse bir asır insanlığı uğraştırmış, milyonlarca insanın eti, kemiği ve kanıyla beslenmiştir.