Bir Nefes (96) – Râşid Halifeler Yolu

Bir Nefes (96) – Râşid Halifeler Yolu

Râşid Halifeler’in yolunda yürümeyince hiçbir eğriyi düzeltmek mümkün değildir. Hazreti Ebu Bekir gibi, Ömer gibi, Osman gibi, Ali gibi yaşayacaksın!.. Cihanları fethedeceksin, Türkiye’nin otuz katı kadar bir coğrafyaya hâkim olacaksın ama giderken arkada bir dikili taş bırakmayacaksın; “Oğlum, damadım!” deyip onları kendi yerine tavsiye etmeyeceksin!.. Evet, onlar gibi olmayınca, hiçbir kırık tamir edilemez, hiçbir yara tedavi edilemez.

Böyle, hastalıkların diz boyu olduğu veya gırtlağa vurduğu bir dönemde yaşıyoruz, hafizanallah. Râşid Halifeler’in hayat tarzına dönmeyince, zannediyorum, kendi içinizde birbirinizle bir kardeşlik tesis edemezsiniz, birbirinizle kucaklaşamazsınız ve dünya ile de diyaloga geçemezsiniz. Sürekli herkese karşı bir kavga tavrı içinde bulunursunuz

Yol ve yöntem, Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve ashabın yolu, yöntemi olmalı. “Hâle” (هَالَة) bunlar. İnsanlığın İftihar Tablosu’na “Kamer-i Münîr” diyorlar, ifade ederken; “etrafa nur saçan ay.” Etrafındaki ışık hâlesi de Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve derecesine göre diğer sahabe-i kirâm. O çizgi ihraz edilmezse, bir yönüyle, o hayat tarzı sizin için “olmazsa olmaz” -hani “kırmızıçizgi” diyorlar- şeklinde kabul edilmezse, bence hiçbir yara tedavi edilemez, hiçbir kırık tamir edilemez. Üzerine gittiğiniz her şeyle yeni yeni komplikasyonlara sebebiyet verirsiniz. Bir kanserin üzerine giderken, yanlış mualeceler ile metastazı coşturduğunuz gibi, metastazı coşturursunuz, hafizanallah.

Onun için, Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: عَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ مِنْ بَعْدِي، عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ “Siz, Benim sünnetime sarılın ve Benden sonra doğru yolda olan Râşid Halifeler’in yolunu yol edinin. Bu yolu, azı dişlerinizle tutar gibi sımsıkı tutun.” “Benim yolum, yöntemim…” وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ Bazı rivayetlerde, “el-mehdiyyîn” kaydı yok. “Hidayete otağlarını kurmuş insanlar” demek.. ve aynı zamanda, rüşd içinde olanlar; ne yaptığını, ne ettiğini, nereye gittiğini, varlığa nasıl baktığını, Peygamberi nasıl tanıdığını, Allah hakkındaki mülahazası itibarıyla nasıl isabet ettiğini bilen insanlar… وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ Hidayet blokajı üzerine otağlarını kurmuşlar.. hep doğruluk istikametinde hareket ediyorlar.. sırat-ı müstakîmde yürüyorlar.. Fatiha’da, sizin/bizim اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ diyerek hep isteyip durduğumuz hidayet… Hidayet; sırât-ı müstakîme hidayet. الْمَهْدِيِّينَ Sonra buyuruyor: عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ “Azı dişlerinizle, onlara sımsıkı tutunuz!” Bu, bir idyumdur; bir şeyi sıkıca tutma mülahazası ifade edilirken, Araplar, meseleyi öyle ifade ediyorlar.

O çizgide yaşayan insanlar da Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve O’nun etrafındaki o yüce hâle. “Hâle” diyoruz; bu, çok yaygınca kullanılmamış ama şiirimizde kullanılmış, edebî nesirlerde kullanılmış bir kelime. Evet, zannediyorum, kullanılır bundan sonra, “Hâle”; Kamer-i Münîr’in etrafındaki ışık halkası demektir o.
Göz, hep onlarda olursa, tavır ve davranışlar da kendilerini ona göre ayarlarlar. Ayarlanmamış tavır ve davranış ile başkalarını ayarlamak mümkün değildir. O zaman ayarlama adına yapılan her şey, bir yönüyle, belki dağınıklığa, teşettüt-i ârâya sebebiyet vermiş olur.

Evet, yol, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) yolu; yöntem, O’nun yöntemi; sistem, O’nun sistemidir. Cenâb-ı Hak, o yoldan ayırmasın!.. İslam dünyasının ihtiyaç duyduğu bir şey varsa, o da Râşid Halifeler seviyesinde, o yüce hayat felsefesini, o yüce hayat düşüncesini ihraz etmektir. Derdin dermanı, odur; onulmaz derdin reçetesi, odur.