Haftanın Hadîs-i Şerîfi: DÜNYADAN EBEDE BİR DOSTLUK

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Statiğine hedonist ve makyavelist fırsatçılıkların sızma yaptığı dostluklar, yakınlıklar çoğu zaman birbirine nefret salyaları atan gruplar yahut klikler doğurmaktadır. Zira dostluk (velâ) öyle önemli ve öyle yüksek bir binadır ki zeminine sızmış en küçük bir dünyevi menfaate tahammülü yoktur ve böyle bir bina da asla güven vadedici olamayacaktır. O yüzden dostluk (velâ); zevklerin, hazların, kişisel çıkar ve menfaatlerin uyuşması neticesinde hâsıl olan bir yakınlık bir ünsiyet değildir. Hakiki dostluk; temelinde, kolonlarında ve harcında aşkın hakikatler olan ve bu aşkın hakikatlerden neş’et eden ahlaki değerleri ihya etme gayesi etrafında bir araya gelen samimi insanlar arasında tesis olunan yakınlıktır. Bunun dışındaki bütün yakınlıklar izafidir, nisbîdir, konjonktüreldir. Bu sebeple, insanı yarı yolda bırakmayacak dostluklar; gerçek neticesi ancak ahirette alınabilecek olan bir takım hedefleri realize etmeye kendini adamış insanlar arasında tesis olunabilir. Ancak böyle bir yakınlığın tarafı olabilen insanlar “gerçek dostlara sahibim” deme hakkına sahiptir. Bu şartlar çerçevesinde kurulmuş yakınlıkların toplumda ki karşılığı “salih müminler zümresi”, aşkın bir varlık olarak ise “Allah’tır” (celle celâluhu).

​Cenâb-ı Hak, ayeti kerimede فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ… buyurmak suretiyle Yüce Zat’ının, Cibril-i Emin’in ve salih müminlerin Habib-i Ekrem’inin dostları olduklarını ifade buyurmaktadır.
​Aleyhissalâtu Vesselam Efendimiz de Amr İbnü-l As (radıyallahu anh)’tan mervi bir hadis-i şeriflerinde gerçek dostlarını şöyle beyan buyurmaktadırlar:

عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جِهَارًا غَيْرَ سِرٍّ، يَقُولُ:
«أَلَا إِنَّ آلَ أَبِي، يَعْنِي فُلَانًا، لَيْسُوا لِي بِأَوْلِيَاءَ، إِنَّمَا وَلِيِّيَ اللهُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ»

Amr İbnü-l As şöyle nakletmektedir: Resulullâh (sallâllahu aleyhi ve sellem)’i gizli değil açıkça şöyle buyururlarken işittim: “Dikkat edin! Ebu… oğulları (yani, Ebu filân oğulları) benim velilerim (dostlarım) değildirler. Benim velim (dostum) ancak Allah ve müminlerin salihleridir.”
***

​Bu hadis-i şerif Buhari’de “Kitabu-l Edep”te tahric olunmuştur. Hadis-i şerifin Buhari’deki versiyonunda lafız “âl-i ebî fulan” şeklinde sarahaten zikredilmişse de Müslim-i şerifteki mezkûr versiyonda sadece “âl-i Ebî” şeklinde zikredilmiş ve “ya’ni fulan” lafzı takdiri olarak ifade olunmuştur. Kadî Iyâz hazretleri bu ifade ile Hakem b. Ebî Âs’ın kastedildiğini söylemiştir.

​İbn-i Tîn ‘in nakline göre bu sözden murad; Resulullâh (sallâllahu aleyhi ve sellem)’in akrabasından Müslüman olmayanlardır. Binaenaleyh bu söz, küllü itlâk cüz’ü murad kabilinden mecaz-ı mürsel olur.
​Kurtûbî hazretlerine göre bu hadisin ifade etmeyi murad buyurduğu husus; yakın akraba dahi olsa mümin ile kâfirin arasındaki vilâyetin kesildiğini anlatmaktır.

​Tıybi hazretlerine göre hadis-i şerifin manası; “Ben hiç bir kimseye akrabalık sebebi ile muvâlât ve dostlukta bulunmam. Ben ancak Allah’ı severim. Çünkü O’nun kulları üzerine vacip olan bir hakkı vardır. Salih müminleri de Allah rızası için severim. Sevdiklerime iman ve salâhlarından dolayı muvâlât eylerim. Bu hususta akrabam olup olmamaları mevzubahis değildir. Şu kadar var ki; akrabamın akrabalık haklarına da riayet eylerim.” şeklindedir.

​Öte yandan Muhammed Fuad Abdülbaki hazretleri de hadis-i şerifteki يَعْنِي فُلَانًا ifadesinde tasrihe gidilmemesini, ravilerin gerek kendileri gerek bu ifadeden kastolunan kişiler gerekse de başkaları aleyhine mefsedete sebebiyet verme endişesi olduğuyla izah etmekte ve bu sebeple kinayeli bir üslubun tercih edilmiş olabileceğini ifade etmektedir. “Benim dostum Allah ve müminlerin salihleridir” ifadesinden kast olunan mananın ise; “Nesepçe bana yakın olmasa da salih olan her mümin, benim dostumdur. Nesepçe bana yakın olduğu halde salih olmayan kimseler ise benim dostum değillerdir” demek olduğunu ifade etmektedir.

​“Müminlerin salihleri” ifadesinden kim yahut kimlerin kast olunmuş olabileceği hususu ulema beyninde ihtilaflıdır: Bu hususta öne çıkan yaklaşımlardan bazıları ise şu şekildedir:
1- Taberî’nin İmam Katade hazretlerinden rivayetine göre bunlardan murad, Peygamber (sallâllahu aleyhi ve sellem)’dir.
2- İbn-i Ebî Hatîm’in Süddi’den rivayetine göre murad, sahabe-i kiramdır.
3- Yine İbn-i Ebi Hatim’in Dahhâk ‘tan rivayetine göre, mü’minlerin salihleridir.
4- Yine İbn-i Ebi Hatim’in Hasan-ı Basrî hazretlerinden rivayetine göre, Hz. Ebu Bekr, Ömer ve Osman (radıyallahu anhüm ecmain) hazerâtıdır.
5- Taberî’nin İbn-i Mes’ud hazretlerinden merfu’ olarak tahriç ettiği bir rivayete göre Ebu Bekr ile Ömer (radıyallahu anhüma)’dır. Fakat bu hadisin senedinde zaaf vardır.
6- İbn-i Ebi Hatim’in sahih bir senetle Sa’id b. Cübeyr’den tahric ettiği bir rivayete göre yalnız Hazreti Ömer (radıyallahu anh)’tır.
7- Kurtubi hazretlerinin Müseyyeb b. Şerik ‘ten rivayetine göre hassaten Ebu Bekr (radıyallahu anh)’tır.
8- İbn-i Ebi Hatim ‘in hazreti Mücahit ‘ten rivayetine göre yalnız Hz. Ali (radıyallahu anh)’tır.

Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz’in, dostları olarak görmedikleri kimselerin isimlerini sarahatle bildirmemelerini, öte yandan “müminlerin salihleri” ifadesinden murad olunanları da mutlak olarak bırakmalarını, isim ve şahıslara takılmamamız gerektiğine, daha ziyade vasıflara odaklanmamızın lüzumuna bir işaret olarak okumak yerinde olacaktır. Zira “salih müminler” ifadesi dahi başlı başına böyle bir okumanın doğru bir okuma olduğuna delildir.

Hadis-i şerif gerçek dostluğun üzerinde hayat bulup filizleneceği toprağı; iman cevherli fazilet toprağı olarak tarif etmektedir. Zira yukarıda da kısmen temas edildiği gibi temelinde imandan neş’et eden bir takım değerleri realize etme gayesi bulunmayan dostluklar, yakınlıklar izafidir, konjonktüreldir. Ömrü ise gayenin ömrü ile eşdeğerdedir.

​Öte yandan hadis-i şerifi gerçek dostlukların tesisinde dikkat edilmesi gerekli olan genel bir disiplin olarak kabul edersek şöyle bir okumada da mahzur olmasa gerek. İmandan kaynaklanan fazilet sahibi salih kulların, birbirlerinin mevlası olması, diğer dünyevi menfaatlerle tesis olunan yakınlıklara nazaran en uzun ömürlü dostluktur. Ne var ki; mahşer meydanında, hesap ve mizanda o günün dehşetinden dünya hayatları boyunca aynı ulvi gayeyi realize etme hedefiyle dost olanlar dahi birbirini hatırlayamayacaklardır. Zira o gün herkes kendi derdine düşecektir. İşte o gün kulların velayetinden istimdat edeceği tek bir Mevlâ kalacaktır ki O da Allah’tır (celle celâluhu).

Bu sebeple bizler her ne kadar ulvi gayelerin tahakkuku adına dostluklar tesis etsek de ahiretimiz adına sadece bunlara umut bağlamamalıyız. Zira orada dostluğu umulacak tek aşkın Varlık Mevlay-ı Mütealdir (celle celâluhu). Merhum Necip Fazıl, bu durumu ifade sadedinde söylediğine yorumladığım bir sözünde; “Kalacak kim var ki dost tomarından? O var sana daha yakın şah damarından!” demektedir. Yani sönmez, solmaz ve zeval görmez bir dostluk varsa o da O’nun (celle celâluhu) dostluğudur.

“Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim.” ufkunda pervaz edenlerden olabilmek duasıyla.

Safa Salman

Tags: , , , , , , ,