Haftanın Hadîs-i Şerîfi: BİR HUZUR BİR HIZIR

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

Nesep: Akrabalık, soy, baba tarafından olan soy bağlantısı; çocuğu ana-babasına ve ailesine bağlayan kan ve soy bağını ifade eden bir İslâm hukuku terimidir.[1] Neslin muhafazası İslam dininin son derece önem atfettiği bir husustur. Öyle ki İslam’da bu mevzu insanın ihtiyaçlar yelpazesinin vazgeçilmezlerini teşkil eden “zarûriyyât” kısmında mütalaa edilmiştir. Ayet-i kerimede ise Cenâb-ı Hak  وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاء بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا  buyurmak suretiyle “sudan bir insan yaratıp onda soy ve nesep var etmesini kudretinin delilleri”[2] olarak sunmaktadır. Fahri Kâinat Efendimiz de (sallâlahu aleyhi ve sellem) bir taraftan cahiliyedeki kabileciliğin tortuları olan soy-sopla övünme anlayışını bertaraf etmeye matuf emir ve tavsiyelerde bulunurken bir diğer taraftan da akrabalık ve hısımlık bağlarını koruma adına nehiy ve inzar edici beyanlarda bulunmuştur:

عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، أنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ: إِنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:

لَا تَرْغَبُوا عَنْ آبَائِكُمْ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ أَبِيهِ فَهُوَ كُفْرٌ

“Babalarınızı inkâr etmeyin. Zira her kim babasını inkâr ederse bu (yaptığı) küfürdür.”[3] buyuran Efendimiz (sallâlahu aleyhi ve sellem) böylesi ağır bir günahtan insanları menetmenin şiddetini daha beliğ bir surette gösterme adına, bu mezmum işi “küfür” kelimesi ile ifade etmektedir.

Bu hadis-i şerif, gerçek babasını bildiği halde, -her ne sebeple olursa olsun- başka bir insanın kendi babası olduğunu iddia etmeyi helal itikat eden kimse hakkındadır. Zira cahiliyede insanlar arasında bu hadise sık sık vuku bulur ve yadırganmazdı. Yine bir kimse bu yolla başkasının çocuğunu evlat edinir ve artık o çocuk o babaya nispetle anılırdı. Bununla da kalmaz, böyle bir evlat edinme, evlat olarak alınan kimseye nesep, evlenme, boşanma, miras, sıhrî hısımlık gibi konularda öz çocuğun sahip olduğu hakları verirdi. İslamiyet’le birlikte ise bu adet “Evlatlıkları babalarına nispet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kastederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah, bağışlar ve merhamet eder”[4] ayetinin nazil olmasıyla son bulmuştur. Neslin muhafazasına bu denli önem veren İslam’ın, böyle bir şeyi yasakladığını bildiği halde, insanın birtakım dünyevi menfaat ve çıkarları uğruna bunu helal kabul edip, çizilen bu çerçevenin dışına çıkması küfürdür.

Yasaklanmış Olan Bu Adetten Günümüze Kalanlar!

Cahiliye devrinde, asıl babasını inkâr edip de başka birisini baba olarak kabul etme gibi kompleks ifadesi olan ahlâki bozukluklar, günümüzde farklı bir posta bürünmüş ve anne babasından utanma, onları kendisine yakıştıramama şeklinde hastalıklı bir boyut kazanmıştır. Oysaki insanın anne babasına hürmet etmesi ve onları el üstünde tutup saygıda kusur etmemesi için sadece insana ait donanımlara sahip olması yeterlidir. İslam’ın bu konuda insanlara bir rota çizmiş olması dahi insanın insanlığından utanması adına kâfidir. Zira bu, her şeyden evvel insanlığın çözmesi gerekli olan bir problemdir.

Bu kompleksin böyle toplumsal bir hastalığa dönüşmesinde, içinde ahlâki doneler barındırmayan salt sınıfsal bir etiketi, statüsüz veyahut etiketsiz, ama ahlâki olan bir yaşam tarzına önceleyen seküler mantığın tesirini göz ardı etmemek lazımdır. Zira seküler dünyanın değerler skalasında ilk sırayı ahlaki ve faziletli olandan ziyade statü ve konum işgal eder. Bu dünyanın insancıkları, sizi ilk olarak statünüzle muhatap alır. Sekülerizmin darbelerine maruz kalmış bir insanın da böylesi bir toplumsal statüyü elde etmek yahut kaybetmemek uğrunda makyevelist bir mantıkla hareket etmesi kaçınılmazdır. Böyle bir statüyü elde etme yolunda, şayet anne babanın eğitim seviyesi, giyim-kuşamı, konuşması neş’et ettiği ortam vs. bir nakîse bir eksiklik olarak kabul görüyorsa, bu tek dünyalı yaklaşım, kişiyi anne-babasından utanma, onları küçümseme gibi bir yanlışa sevk edebileceği gibi onların toplumdan tecrit edilmesi neticesini de doğurabilir.

Hedefe giden yolda ailenin bir ayak bağı gibi vehmedilmesi asla bir hakikatin ifadesi olamayacağı gibi aksine bir hamakatin teşhir edilmesidir denilse sezadır. Kızmaları bile bizim onlara duyduğumuz sevgiden daha tatlı olan bu şefkat kahramanlarına bu nazarla bakabilmek için, insanın kalbinin bütün bütün çoraklaşmış olması lazımdır. Zira “Anne-baba, insanın en başta hürmet edeceği kutsi iki varlıktır. Onlara hürmette kusur eden, Hakk’a karşı gelmiş sayılır. İnsan, daha küçük bir canlı hâlinde var olmaya başladığı günden itibaren, hep, anne-babanın omuzlarında ve onlara yük olarak büyür ve serpilir. Bu hususta ne peder ve validenin çocuklarına karşı olan şefkatlerinin derinliğini tayine, ne de onların çektikleri sıkıntıların sınırını tespite imkân yoktur. Bu itibarla, onlara hürmet ve saygı, hem bir insanlık borcu, hem de bir vazifedir.”[5] “Bazı insanlar cemiyet hayatında anne ve babalarıyla görünmekten utanıp çekinmekteler. Oysaki bu bir kibir ve büyük günahtır. Allah sizi büyük makamlara getirse, ana-babanız da halâ köyde kaz güdüyor olsa, size düşen onları hep baş göz üstünde tutmanızdır. Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde ‘En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdan sonra anne-babaya iyiliktir.’[6] buyuruyor. Bu itibarla da anne-babasına tazimde bulunan birini görünce takdir hisleriyle doluyor ve ona nafile hacdan, umreden dönüyormuş gibi bakıyorum.”[7]

Öte yandan; gerçek insani değerleri özümsemiş hakiki insanların dünyasında, toplumların diriliş ve yükselişi, aile ve aileye ait değerlerin yeniden ihya edilmesine vabestedir. Kişinin anne babasına saygı ve hürmet mevzuunda, zihninin en ücra köşelerinde dahi zaaf göstermemesi aile mefhumuna ait değerler cümlesindendir. Sadece değerlerin ve faziletlerin yok satacağı o din gününde, kişi bohçasına ne koyduğuna dikkat etmeli. Zira hor görülmüş, küçümsenmiş, kendisinden utanılmış, aşağılanmış bir anne-babanın âhı, insana çok ah çektirir ahirette. Ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak; “sadece kendisine ibadet etmeyi emir buyurduktan sonra, anne ve babaya iyilikte bulunmayı”[8] emreder ki; bu aslında onların nezdi ulûhiyetteki makamlarının bir ifadesidir. Dolayısıyla kişinin onlara hak ettikleri değeri vermesinin yahut vermemesinin onlar açısından kaybettireceği bir şey yoktur aslında. Onların kıymetini bilmek, bilene kıymet kazandırır ve bu, asla bir lütuf da değildir.

Aile kavramına başka bir pencereden bakacak olursak; aileyi oluşturan fertler sadece aralarında var olan kan bağıyla bir bütünlük arz etmezler. Onları aile kılan en önemli unsurlardan biri de, eksik gördükleriyle veya ziyadeleriyle veya tecrübeleriyle birbirlerini kabul etmeleri ve bu kabulün tabii neticesi olan değerleri ve faziletleridir. Dolayısıyla yükseleceksek bir aile olarak yükselmeli, seküler kıstaslar açısından anne-babamızla bu mümkün görünmüyorsa, tek başına yükselmeye bir değer atfetmemeli, bunu bir ar bilmeliyiz. Elimizde güneş de olsa göremeyeceğimiz şeyleri, onlara zifiri karanlıkta dahi fark ettiren tecrübelerini hafife almamalı ve böylesi bir rehberlikten uzak kalmayı da bahtımız adına bir talihsizlik kabul etmeliyiz.

Babanın gölgesi huzur

Ananın duası Hızır…

[1]. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi, Nesep

[2]. Furkan sûresi, 25\54.

[3]. Sahih-i Müslim, İman, 113.

[4]. Ahzap sûresi, 33\5.

[5]. M. Fethullah Gülen, Ölçüler veya Yoldaki Işıklar, Anne-Baba.

[6]. Sahih-i Müslim, İman, 140.

[7]. M. Fethullah Gülen, Müzakere Notları

[8]. İsra sûresi, 17\23.

Safa Salman

Tags: , , , , ,