Hayır Konuşmak yahut Susmak

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَنِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

مَنْ كَثُرَ كَلاَمُهُ كَثُرَ سَقَطُهُ

وَمَنْ كَثُرَ سَقَطُهُ كَثُرَتْ ذُنُوبُهُ

وَمَنْ كَثُرَتْ ذُنُوبُهُ كاَنَتِ النَّارُ أَوْلىَ بِهِ،

فَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ

 فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ

* * *

Allah Rasülü’nün (sallallahü aleyhi ve sellem) “O ne güzel insandır!” buyurduğu,

Sahabe-i Kiram’ın Hz. Ömer’e (radıyallahü anh) “Yerine halife olarak onu bırak.” dediği, Hz. Ömer’in mübarek oğlu Hz. Abdullah

(Allah ondan ve bütün Sahabe-i Kiram’dan ebediyen razı olsun)  

Peygamber Efendimiz’in (aleyhi efdalüssalavât) şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Çok konuşanın çok kusuru, çok kusuru olanın da çok günahı olur. Günahları çok olanın da -tevbe ve istiğfarla onları temizlemediği takdirde- hakkı ateştir.

O takdirde kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa

ya hep hayır konuşsun ya da sussun!..”

(Mu’cemü’l-Evsat, 6/328; Müsnedü’ş-Şihâb, 1/236; Mecmeu’z-Zevâid, 10/543)

 

Hayır Konuşmak yahut Susmak

İnsanın yaratılışı ile ondan beklenen ahlak arasında irtibat bulunmaktadır. Bu yüzden çok dinlemesi için insana iki kulak, az konuşması için de bir ağız verilmiştir. “İki düşün, bir söyle.”, “Söz gümüş ise sükût altındır.” ve “Yutmadan evvel çiğnemek ne ise, konuşmadan önce düşünmek de odur.” sözleri de bu hakikati veciz olarak anlatmaktadır. Hatta yerine göre insanın mümkünse beş kez düşünüp, on kez düşünüp bir kez konuşması Allah dostları tarafından tavsiye edilmiştir.

Uzun bir rivayetin son kısmında geçtiği üzere Allah Rasülü (aleyhissalâtü vesselâm) bir sefer esnasında yanındaki Hz. Muâz b. Cebel’e “Şuna sahip ol!” demiş ve eliyle diline işaret etmiştir. Hz. Muâz: “Ey Allah’ın Rasülü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu olacak mıyız?” diye sorunca, “İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dillerinin ürünlerinden başka bir şey midir?” buyurdular.” (Tirmizî, İman 8)

İmam Gazali ve daha pek çok Hak dostu, kişinin amellerini münciyât (kurtarıcı, salih ameller) ve mühlikât (mahvedici, kötü ameller) olarak iki grupta ele almışlardır. İşte dil de kullanılma şekline bağlı olarak bu her iki gruba dahil olabilmektedir. Yani onunla hayır konuşulup insanlar iyilik ve güzelliğe sevkedilerek sevap kazanıldığı gibi, onunla boş, faydasız ve gıybet, iftira, söz taşıma, insanların arasını bozma, her duyduğunu konuşma gibi kötü amellerle ciddi bir vebal ve günaha girme tehlikesi de söz konusudur.

Nitekim Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) pek çok beyanlarında dilin bu afetlerine dikkatleri çekerek ümmetini bunlardan korumak istemiştir: “Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter.” (Sünen-i Ebî Dâvûd; Sahih-i İbn-i Hıbbân), “Koğuculuk yapan (insanlar arasında kötü niyetle söz taşıyan) cennete giremez.” (Buhari, Edep, 50) rivayetleri dilin afetlerinden bazılarıdır. Konuyla ilgili benzer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:

سُئِلَ رَسُولُ اللّهِ عَنْ أكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ النَّارَ؟ قَالَ: الْفَمُ، وَالْفَرْجُ؛

وَسُئِلَ عَنْ أكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ الْجَنَّةَ؟ قَالَ: تَقْوَى اللّهِ وَحُسْنُ الْخُلُقِ

“Rasülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a insanların ateşe gitmesine en çok sebep olan şey soruldu: “Ağız ve ferc!” buyurdular. En ziyade neyin insanları cennete soktuğundan sordular: “Allah karşısında takvalı olmak ve güzel ahlak!” buyurdular.” (Tirmizî, Birr 62)

Maalesef günümüzün en büyük problemlerinden biri de dil hususundaki yanlışlarımızdır. Tatlı ve meşrû dairede konuşan bir dil, insanları bir araya getirip onları hayra sevkettiği gibi, acı ve haramlarla konuşan ciddiyetsiz ve lâubâlî bir dil de insanların kalbini kırıp onları birbirinden ayırmaktadır.  Çoğu zaman kendi açımızdan küçük olduğunu düşündüğümüz kasıtsız sözlerimiz bile muhatabımızı yaralayabilmektedir. Bu durumda, Allah Teâlâ’dan dua ile yardım istemek ve O’nun hepimize bahşettiği irademizin hakkını vermek suretiyle dilimizi hayır ve salâha yönlendirmeye gayret etmeliyiz. Belki de böyle bir cehd, çok ciddi bir ibadet sevap ve faziletine vesile olacaktır.

Allah Rasülü (sallallahü aleyhi ve sellem) diğer bir mübarek beyanlarında da “Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse (dil ve namusunu haramlardan muhafaza ederse), ben de ona cennet hususunda garanti veririm.” (Buhari, Rikak 23, Hudud 19; Tirmizi, Zühd) buyurmuşlardır. 

Öyleyse elimizden geldiğince hep hayır ve güzel şeyler konuşmaya çalışmalı, gerekli olan yerde usûl ve erkânına riayet ederek hakkı söylemekten geri durmamalıyız. Böyle bir durum söz konusu olmadığında ve hep hayır ve güzel konuşma esasının hakkını veremediğimiz zaman da susma cehdi sergilemeliyiz ki dilin afet ve zararlarına maruz kalmayalım. Bu vesileyle Allah dostları,

مَنْ صَمَتَ نَجَا

“Dilini tutan, ona hakim olan kurtuldu!” (Sünen-i Tirmizî; Müsned-i Ahmed b. Hanbel) hadis-i şerifine büyük bir önem verip bizlere de bunu hedef göstermişlerdir.

Mevzumuzu kavl-i fasl (söz kesen, nihâî kesin ve doğru hükmü veren) Kur’an-ı Kerim ile noktalayalım:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

“Muhakkak ki in­sa­nı Biz ya­rat­tık. Onun için, nef­si­nin ken­di­si­ne ne­ler fı­sıl­da­dı­ğı­nı, ne­ler tel­kin et­ti­ği­ni pek iyi bi­limekteyiz.  Çün­kü Biz ona şah­da­ma­rın­dan da­ha ya­kı­nız. Za­ten onun sa­ğın­da ve so­lun­da yer­leş­miş iki ka­yıt­çı var­dır. Onun ağ­zın­dan çı­kan tek bir söz ol­maz ki ya­nın­da bu iş için ha­zır­lan­mış bir göz­cü ol­ma­sın, onun söy­le­di­ği­ni ve yap­tı­ğı­nı kay­det­miş ol­ma­sın.” (Kâf Suresi, 50/16-18)

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

 

Tags: , , , , ,