Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

İyiliğin Karşılığı

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Zeynep, eve girerken gayet neşeliydi. Küçük kollarını annesinin boynuna doladı. Onu defalarca öptü.

Annesi:

-Kızım bugün ne kadar da neşelisin! Allah neşeni daha da artırsın.
-Evet annelerin en güzeli, bu gün çok sevinçliyim. Çünkü çok iyi bir iş yaptığımı zannediyorum.

Anne kızının bu derece tatlı neşesine ortak olmak istedi:

-Peki ne yaptığını bana söylemeyecek misin?

Zeynep:

-Bugün Din Dersinde öğretmenimiz, Sevgili Peygamberimiz ile alakalı çok güzel bir olay anlattı. Bu olayı dinledikten sonra hemen aynısını tatbik etmeyi denedim. İşte senin gördüğün mutluluğum bundan kaynaklanıyor. Annesi:

-Peki bahsettiğin olay neydi? diye sordu.

Zeynep:

-Anneciğim, öyle ayaküstü anlatılacak gibi bir şey değil. Hadi gel beraberce oturalım ve hemen anlatmaya başlayayım.

Annesi:

-Tamam! Haydi öyleyse, ben hazırım.

Zeynep anlatmaya başladı:

-Medine’de kimse ile geçinemeyen bir kadın vardı. Konuşmaları oldukça kaba ve inciticiydi. Bu huyundan dolayı kimse ona yaklaşmaz, uzak durmayı tercih ederdi. O günlerde Peygamberimiz Medine’ye daha yeni gelmişti. İnsanlar yeni yeni İslam Dinini tanıyorlardı.

Bu kadın pazarda geziyor ve insanlardan bir şeyler istiyordu. İnsanlar onu kötü huyları ile tanıdıkları için hiçbir şey vermiyorlardı. O da pazar yerinde ağzına ne gelirse söylüyordu. Ama açlıktan bitkin bir duruma düşmüştü. Pazarı arkasında bırakarak bir sokağa girmişti. Ayakları onu Sevgili Peygamberimizin yaşadığı eve sürüklemişti. Bitkinlikle kapıyı çaldı. Kapıyı Hazreti Ayşe Annemiz açmış ve kadına ihtiyacını sormuştu. Kadın dün geceden beri ağzına bir lokma bir şey koymadığını söyledi.
Ayşe Validemiz kadının durumundan çok etkilenmişti. Evde bulunan hurmalardan birazını ona verdi. Başka da yiyecek bir şeylerinin olmadığını üzülerek söyledi.
Kadın kendine uzatılan hurmaları aldı ve gitti.

Sevgili Peygamberimiz eve dönünce Hazreti Ayşe o gün gelen kadının durumunu O’na ayrıntısıyla anlattı.

Hazreti Peygamber, anlatılanları dinledi, ama hiçbir şey söylemedi.
Çok az bir zaman geçmişti ki Vahiy Meleği olan Cebrail, Peygamberimize bir vahiy getirdi: Cenab-ı Hakk’ın bugün gelen kadının bütün günahlarını affettiğini bildiriyordu. Affedilmesinin sebeplerini de söylemişti. Sevgili Peygamberimiz daha sonra kadının durumunu, Hazreti Ayşe’ye anlatmıştı.

Bu garip kadın, hurmaları aldıktan sonra evinin yolunu tutmuştu. Biraz uzaklaşınca, zayıf bir ses duydu. Geriye dönüp baktığında sesin sahibinin ihtiyar bir adam olduğunu gördü. Adam çok yaşlıydı ve yiyecek bir şeyler istiyordu. Yıllar belini bükmüş, yoksulluk da onu iyiden iyiye bitirmişti.

Kadın bu yaşlı adama çok acıdı. Arkasını dönüp gidemedi. Adama yaklaştı ve hurmaların yarısını ona verdi. Kalanlarını da kendisi yedi. Adam bu iyiliksever kadına öyle içten dua etmişti ki, bu dua sebebiyle Allah o kadının günahlarını affetti.
Allah Rasülü daha sonra mescide geldi. Zaten evi mescide çok yakındı. Orada bulunanlara:

-Ey İnsanlar! Bir hurmanın yarısı kadarlık bir iyilikle bile olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyun! dedi. Sonra da kadının durumunu onlara da anlattı. Zaten olayın kahramanı kadını bu durumdan haberdar etmişlerdi. Kadıncağız buna o derece sevindi ki, günlerce daha önce yapmış olduğu hatalardan dolayı ağlayarak Allah’a tevbeler etti.

Zeynep anlatmaya devam ediyordu:

-Anne öğretmenimiz, bütün bunların Allah’a samimi ve içten bir kulluk ile mümkün olabileceğini söyledi. Kur’an-ı Kerim’den de; “Ey iman edenler, Allah’a karşı saygılı olun , yarın için (yani ahiret hayatı için) ne hazırladığınıza çok dikkat edin.” ayetini okuyarak uzun uzun açıklamalar yaptı.

Daha sonra da muhtaç olanlara yardım ile ilgili bir güzel olay daha anlattı: Peygamber Efendimizin yakın arkadaşlarından birisi o döneme ait bir hatırasını şöyle nakletmiş:
-Biz, Peygamber Efendimiz ile beraber bir yerde oturuyorduk Vakit öğle öncesiydi. Şehir dışından bir topluluk şehre gelmişti. Uzak bir yoldan geldikleri belliydi. Çok fakir görünüyorlardı. Giydikleri şeyler bedenlerini bile örtmüyordu. Allah Rasülü onların bu durumlarına çok üzüldü. Bu üzüntü ile evine gitti, biraz sonra tekrar geldi. Belli ki, canı çok sıkılmıştı. Ezan okunmasını emretti. Ezan okundu, ardından namaz kılındı. Allah’ın Rasulü’nün insanlara bir şey söylemek ister gibi bir hali vardı. Sonra:
-Herkes bir şeyler vermeye çalışsın, parası olan parasından versin. Fazla elbisesi olan birini versin. Buğdayı olan buğday, arpası olan arpa versin. Ama her halde mutlaka bir şeyler vermeye bakın. O kadar ki, bir tek hurmanız varsa yarısını şu muhtaç olanlara verin. dedi.

Medineli bir adam Allah Rasülü’nün bu ısrarlı teşviki üzerine, iki eli ile zor taşıdığı bir torbayı getirip, Hazreti Peygamber’in önüne yavaşça bıraktı. Bunu gören insanlar ne yapılacağını anlamışlardı. Artık herkes birbiri ardına sahip olduğu şeylerden getirip, biraz önceki adamın bıraktığı yere bırakıyorlardı.

Allah Rasülü’nün yüzü tebessümle parladı. İlk kez ortaya bir şey getirip bırakan adamı ve diğer insanları kastederek buyurdu ki:

-Kim faydalı ve hayırlı bir âdet başlatırsa, hem onun sevabını alır hem de kendisinden sonra o işe devam edenlerin sevaplarından bir pay alır. Hiçbirinin alacağı sevapta da bir eksiklik olmaz.

Zeynep öğretmeninin anlattıklarına bir nokta koyduktan sonra kendi ile ilgili kısma geçti:

-Ders tam bitmek üzereydi. Gözüm, arkadaşım Leyla’ya takıldı, ağlıyordu. Benim kendisine baktığımı görünce ağladığını gizlemeye çalıştı.

Uzun bir zamandır tanıdığım için durumlarını biliyordum. Babası çok çalışkan ve iyi bir insandı. Bütün imkansızlıklarına rağmen kızını okutmak için her türlü fedakarlığı yapıyordu. Elinden ancak bu kadar geliyordu.

Leyla ise ismi kadar güzel, cana yakın, nazik ve bir o kadar da çalışkandı.
Dersten sonra, kendisiyle konuşmaya karar verdim. Tenefüs zili çaldı, tam sınıftan çıkarken ona yetiştim. Beraberce ders konularını konuşarak bahçede gezintiye daldık. Bir fırsatını bulup harçlığımın bir kısmını onun cebine koydum. Bana kızarak baktı, yüzü kıpkırmızı olmuştu, neredeyse bağıracaktı. Ben ona fırsat vermeden hemen Peygamber Efendimiz’in sözlerinden örnekler verdim, arkadaşlar arasında bu tür şeylerin olabileceğini anlatmaya çalıştım. Başarılı olmuştum. Utanarak başını eğdi, diyecek bir şey bulamadı.

-Anne, bundan sonra karar verdim, harçlığımı Leyla ile paylaşacağım ve bunun sevabını Yüce Allah’tan bekleyeceğim. Bunu da senden başka kimse bilmeyecek. Başka bir deyişle sağ elimin verdiğini sol elim dahi fark etmeyecek.

Eğer sen annem olmasaydın, yaptığım bu işi ve bundan sonra yapacaklarımı sana da söylemezdim. Ama sen benim biricik annemsin.

Anne kızının bu çok nazik anlayışına ne kadar da çok sevinmişti:

-Bu, senin bana emanet ettiğin bir sırdır. Allah seni bu işinde hayırlara vesile kılsın. Bu günden sonra ben de senin harçlıklarını iki katına çıkaracağım. Böylece senin sevaplarına ortak olmak istiyorum.

Zeynep yüzünü annesinin sımsıcak yüzüne dayadı. Bir müddet öylece kaldılar. Biraz sonra Zeynep yüzüne birkaç damla gözyaşının damladığını hissetti.