Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Cennet Gençlerinin En Güzelleri

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Merhaba Arkadaşlar!

Kitap okurken ilgimi çeken bir hadisi şerif beni çok farklı araştırmalara sevk etti. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Çocuklarınızı üç haslet üzerine yetiştiriniz: Peygamberinizin sevgisi, Ehl-i beytinin sevgisi ve Kur’ân tilâveti.” buyuruyor. Hadiste geçen iki hususu yerine getirmek için gayret gösteriyorum. Her gün düzenli olarak bana yardım edeceğine daha önceden söz vermiş olan abinin Kuran derslerine katılıyor ve ona hatalarımı düzelttiriyorum. Peygamber Efendimiz’i daha iyi tanıyabilmek için de Sonsuz Nur’u okumaya devam ediyorum.

Ancak “Ehl-i beyt”in ne olduğunu anlamadığım için sevip sevmediğimi de bilemiyordum. Beraber Kuran çalıştığımız abiye gidip bunu sorduğumda, önüme birkaç tane kitap koyarak sorumun cevabının o kitaplarda gizli olduğunu, onları inceleyerek elde ettiğim bilgileri kendisine de anlatmamı söyledi. Ben de hiç vakit kaybetmeden Ehl-i beytin manasını öğrendim.

Efendimiz’in Ailesi

Ehl-i beyt; Peygamber Efendimiz’in bütün âilesine verilen isimmiş. O’nun aile fertleri söz konusu olduğunda kıymetli hanımları, çocukları, kızı Hazreti Fâtıma ile Hazreti Ali’nin çocukları olan Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’den kıyâmete kadar gelecek nesilleri kastediliyormuş. Bunu okuduğumda onları hakiki manada sevebilmem için önce tanımam gerektiğini düşündüm ve hayat hikayelerini öğrenmeye karar verdim. Ben de henüz çocuk olduğumdan mıdır, bilemiyorum ama araştırmaya önce Ehl-i beytin küçük üyeleri olan Hazreti Hasan ve Hüseyin’den başladım. Birkaç sayfa not tuttuktan sonra hemen o abiye koşup anlatmaya koyuldum:

“Hazreti Hasan ve Hüseyin, Peygamber Efendimiz’in kızı Fatıma’dan torunlarıdır. Dünyaya geldiklerinde Allah Rasûlü onların kulaklarına ezan okumuş, isimlerini vermiş, kundaklarını kendi elleriyle sarmış, saçlarının ağırlığınca sadaka verdirmiş, akika kurbanlarını kesmiş. Peygamberlerin oğulları için yaptıkları duayı Allah Rasulü de torunları için yaparmış; “Allah’ım! Sana sığınıyorum. Bu iki yavrumu, şeytanın ve kötü bakışlı insanların şerrinden Sen koru…”

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) kızı Fatıma’yı ziyaret ettiği zaman kendisini karşılayan Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz’i hemen omuzlarına alır ve onları sevmekle işe başlarmış. Onları öper, koklar ve “Bunlar benim bu dünyadaki iki reyhanımdır (güzel kokulu çiçeklerimdir)” dermiş.

Yine böyle birgün, torunlarını Peygamberimiz’in omuzunda gören Hazreti Ömer, Hazreti Hasan ve Hüseyin’e dönerek: “Ne mutlu size, ne kadar değerli birinin omuzundasınız!” deyince, Peygamberimiz de; “Tabii, çünkü onlar da benim için çok değerli kimselerdir.” diye karşılık vermiş. Bazı geceler geç saatlere kadar İnsanlığın İftihar Tablosu’nun yanında durur, sonunda dünyanın en tatlı Dedesi’nin göğsünde uyuyakalırlarmış.

Hazreti Hasan bazen Peygamberimiz’in sakalıyla oynar; bu esnada Allah Rasûlü de onun parmaklarını ısıracakmış gibi yaparmış. Bu da Hazreti Hasan’ın çok hoşuna gidermiş. Kimin gitmez ki? Değil benimle oynaması, Allah Rasûlü’nün uzaktan bir tebessümünü bile görsem bu bana mutluluk için yeterdi.

Torunlarını çok seven Peygamberimiz, camiye gittiğinde onları da beraberinde götürürmüş. Bazen Allah Rasûlü secdeye eğilince Hazreti Hasan ve Hüseyin gelip O’nun sırtına binerlermiş. Kainatın Efendisi secdeden kalkarken onları yumuşak bir şekilde alıp yere koyarmış. Bazen de onlar sırtından ininceye kadar secdeyi uzatırmış. Onlara karşı öylesine alaka gösterirmiş ki, birgün hutbe okuduğu esnada Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin camiye girince O hemen sözüne ara verip aşağı inmiş ve onları kucağına almış.

Bir defasında ise, Peygamberimiz davetli olduğu yere torunu Hüseyin’i götürmek istemiş. Bu sırada arkadaşlarıyla oynamakta olan Hüseyin Efendimiz sağa sola koşmaya başlamış. Peygamberimiz de yakalayıncaya kadar onu taklit ederek sağa sola koşmuş… Sonunda yakalamış ve onu kucaklayarak öptükten sonra şöyle buyurmuş: “Hüseyin benimdir, ben de Hüseyin’in.”

Sevgili Peygamberimiz, zaman zaman Hasan ve Hüseyin Hazretlerini güreştirir veya ok atma yarışı yaptırırmış. Peygamberimiz hiçbir zaman taraf tutmaz, onlara eşit şekilde davranırmış. Birini diğerinden ayırmaz, ikisine de aynı ölçüde değer verirmiş. Bununla ilgili Hazreti Ali bir hadise anlatıyor;

“Peygamber Efendimiz bizi ziyarete gelmişti. Yanımızda geceledi. O sırada Hasan ile Hüseyin uyuyorlardı. Bir ara Hasan su istedi. Derhal yerinden kalkan Peygamberimiz bir bardağa su koyup getirdi. Bu arada Hüseyin de uyandı ve suyu önce o içmek istedi. Peygamberimiz ise suyu Hasan’a verdi. Bunun üzerine Fatıma dayanamayarak: “Hasan’ı, Hüseyin’den çok seviyor gibisin babacığım.” deyince, Peygamber Efendimiz: “Hayır, önce Hasan istediği için ona verdim.” buyurdu.

Öyle Dedeye Böyle Torunlar

Kısaca bunları anlattıktan sonra beni büyük bir dikkatle dinleyen o abiye sordum;

“Benim öğrendiklerim bunlar, yanlış bir şey anlatmadım değil mi?”

“Hayır, bilakis hem doğru anlattın hem de çok güzel bir şekilde sıralamaya koymuşsun. Sen Ehl-i beyti tanımak istediğini söyleyince ben de biraz İnternette araştırma yaptım ve Peygamberimiz’in Hazreti Hasan’a verdiği öğütleri öğrendim. İster misin ben de onları anlatayım?”

“Tabii ki isterim, not tutmak için kağıdımı, kalemimi hazırladım bile!..”

“Aralarında bir yaş fark olmasına rağmen ikisi de çok küçüktüler. Ama Allah Rasûlü’nün onlara o yaşta verdiği nasihatleri öğrenince, o sözleri anlayıp unutmayan Hazreti Hasan’a insanın hayranlığı artıyor. Peygamberimiz ona buyurmuş ki: “Hasan! Beş vakit namazını aksatmadan kıl. Sana şüpheli gelen her şeyi terk et. İçinde şüphe uyandırmayan şeyleri yap. Çünkü doğruluk, insanın gönlüne huzur verir. Yalan ise huzursuzluk uyandırır.”

Peygamber Efendimiz, küçük yaştan itibaren torunlarının eğitimiyle bizzat kendisi ilgilenmiş. Bir keresinde de, Hazreti Hasan’la Peygamberimiz birlikte yürüyorlarmış. Giderken yoksul ve fakir insanlara ayrılmış sadaka hurmalarının bulunduğu yerden geçmişler. Hazreti Hasan oradaki hurmalardan bir tanesini ağzına atmış ama daha çiğneyemeden Peygamberimiz onu ağzından çıkarıp almış. Oradakilerden birisi: “Neden izin vermediniz? Bir hurmayı yeseydi ne olurdu sanki?” demiş. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Hayır! Benim ailemden olan hiç kimseye sadaka helal değildir” buyurmuş. Bu ne kadar hassasiyettir ki, yenilmesi uygun olmayan minik bir hurma tanesi bile olsa Allah Rasûlü bunu yemelerine izin vermemiş ve torunlarını en güzel şekilde yetiştirmiş. Bunu öğrenince aklıma sırf çocuklarının uykuları bölünmesin diye onları sabah namazına kaldırmayan anneler, yenilene dikkat etmeyen, televizyonda önüne ne gelirse ailece seyreden kimseler geldi. Allah Rasûlü bu devirdeki insanları görse ne yapardı acaba?”

Biz tam bu sözlerle konuyu bitirmek üzereydik ki, bulunduğumuz odaya bir abi daha girdi. Konuştuğumuz mevzuyu öğrenince o da Hazreti Hasan ve Hüseyin’in yaşlı bir adamla aralarında geçen bir hadiseyi anlatarak sohbetimize katkıda bulundu:

“Hazreti Hasan ve Hüseyin, namazlarını aksatmadan ve zevkle kılarlarmış. Günlerden bir gün, iki kardeş, namaz kılmak için abdest almaya gitmiş. Bu sırada, abdest almakta olan yaşlı bir adam görmüşler. Ancak bu yaşlı adam, abdest alırken bazı hatalar yapıyormuş. Hazreti Hasan kısık sesle kardeşine:

“Şu yaşlı amcaya hatalarını nasıl söylesek acaba?” demiş. Hazreti Hüseyin de, ona hatalarını, kalbini kırmadan söylemelerinin gerektiğini hatırlatmış. Nasıl söyleyeceklerini düşünüp dururken birden Hasan Efendimiz, “Benim aklıma şöyle bir fikir geldi. Ne dersin?” deyip kardeşinin kulağına bir şeyler fısıldamış.

İki kardeş, usulca yaşlı adamın yanına yaklaşmış. Hazreti Hasan söze başlamış: “Affedersiniz efendim… Ben ve kardeşim namaz kılmaya yeni başladık. Fakat, hangimizin doğru abdest aldığı konusunda anlaşamıyoruz. Siz aramızda hakem olsanız, biz de abdest alsak, bakalım hangimiz doğru olarak abdest alıyor onu öğrensek.”

İkisi de başlamışlar abdest almaya. Bu sırada yaşlı adam da büyük bir dikkatle onları izliyormuş. Sonunda abdestlerini tamamlamışlar. Amcanın tepkisini öğrenmek için baktıklarında, gözlerinin dolu dolu olduğunu görmüşler. O ak sakallı amca bir taraftan Hazreti Hasan ve Hüseyin’i kucaklarken bir taraftan da şunları söylemiş:

“Sevgili yavrularım! Aslında ikiniz de doğru olarak abdest alıyorsunuz. Hatalı olan bendim. Size ne kadar teşekkür etsem azdır.” Yaşlı amca, daha sonra onları alınlarından öperek uğurlamış.”

Ehl-i beyt Demek Peygamber Yolu Demektir

Bu iki abiden dinlediklerim Peygamberimizin sevgili torunlarını daha iyi tanımama vesile oldu. Gerçi onlar daha sonra büyümüş ve çok büyük birer insan olmuşlar. Fakat nedense onlar için zihnimde birer sima belirlemesem de adlarını andığımda artık aklıma hep şirin mi şirin, akıllı mı akıllı ve edeb abidesi iki küçük kardeş geliyor.

O akşam eve gittiğimde gün boyunca öğrendiklerimi bir de babama anlattım. Babam beni memnuniyetle dinledikten sonra, elinden hiç düşürmediği kırmızı kitaplarından bir tanesini istedi ve ondan bir bölümü açıp okuyarak şu ilavede bulundu:

“Peygamber Efendimiz buyurmuş ki: “Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılırsanız kurtuluşa erersiniz: Biri Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri de Ehl-i beytimdir.” Allah Rasûlü, Ehl-i beyte çok önem vermiştir; çünkü, Sünnet-i Seniyyenin kaynağı ve koruyucuları herkesten önce onlardır. İşte bu hadiste de Kur’anın yanında Ehl-i beytten bahsedilmesi onların Allah Rasûlü’nün sünnetini temsil etmelerinden dolayıdır. Demek ki; Efendimiz’in Sünnet-i Seniyyesine uymayı terk eden, hem Ehl-i Beytten sayılmaz, hem de Ehl-i Beyte hakikî dost olamaz.”

O gece yatağıma girdiğimde hâlâ Ehl-i beyti ve tabii ki en başta o iki sevimli kardeşi düşünüyordum. Sevgili Peygamberimiz vefat ettiğinde Hazreti Hasan yedi, Hüseyin Efendimiz ise altı yaşındaymış. Biricik Dedelerinden kısa bir süre sonra anneleri Hazreti Fatıma’yı da kaybetmişler. Fakat, Peygamber Efendimiz’le beraberlikleri çok kısa sürmesine ve o dönemde çok küçük olmalarına rağmen, o kadar güzel yetişmişler ki, daha çocukken bile kendilerinden büyük insanlara faydalı olabilecek hale gelmişler. Onlara ve onları öyle güzel terbiye edene canlarımız kurban olsun!

Peygamberimiz’in bu sevgili torunlarını tanıdıkça daha da çok sevdim ve onları sevmenin ne kadar kârlı bir iş olduğunu öğrendim. Çünkü, Allah Rasûlü’nün onlarla alakalı sözlerini de okudum. Bu sözlerin ikisini de sizinle paylaşarak bu haftaki beraberliğimize son vermek istiyorum:

“Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır; Allahım ben onları seviyorum, Sen de onları sevenleri sev.”

“Hasan ve Hüseyin Cennet gençlerinin ulularıdır. Onları seven beni sevmiş demektir. Onlardan nefret eden de benden nefret etmiş olur.”

Arkadaşınız Talip Rıza 🙂