bulunmazsa, kesin buyrukları olan o cüzdan tamamen mânâsız kalır. Ve şu muhterem asker, hürmete lâyık kumandan, aziz reis; herkesten daha aşağı, bedbaht, çaresiz, zelil, musibetli, fakir ve zayıf bir seviyeye düşer.
İşte bunları düşün. Neye dikkat etsen, bu fâni memleketten sonra bâki bir diyar olduğunu gösterir.
Ey arkadaş! Demek, bu geçici memleket bir tarla hükmündedir. Bir talim yeri, bir pazardır. Elbette arkasından büyük bir mahkeme ve ebedî bir saadet gelecektir. Eğer bunu inkâr edersen, bütün o rütbeli askerlerin cüzdanlarını, teçhizatını, düsturlarını, hatta şu memleketteki düzeni ve hükümeti de inkâr etmeye mecbur kalırsın. Görülen bütün icraatın varlığını yalanlaman gerekir. O vakit sana insan ve şuur sahibi denemez. Sofistlerden daha akılsız olursun.
Sakın bu memleketin değişeceğini gösteren delillerin “On İki Suret” ile sınırlı olduğunu zannetme! Şu kararsız, değişken memleketin yok olmayacak, bâki bir diyara dönüştürüleceğine dair işaret ve deliller hadde hesaba gelmez. Hem sayısız işaret ve delil var ki, burada bulunanların şu geçici misafirhaneden alınıp saltanatın daimî makamına gönderileceğini ispat eder.
Bilhassa, sana bu “On İki Suret”ten de kuvvetli bir delil daha göstereceğim.
İşte bak! Şu uzakta görünen büyük topluluk içinde, padişahın daha önce bir adada gördüğümüz yüksek nişan sahibi yaver-i ekremi bir şey ilan ediyor. Gidelim, dinleyelim. O parlak, şerefli zât, yüksek bir makamda buyrulmuş ve yükseğe asılmış yüce bir fermanı insanlara bildiriyor, diyor ki:
“Hazırlanınız, başka, daimî bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, burası oraya kıyasla bir zindan hükmündedir. Eğer bu fermanı güzelce dinleyip itaat ederseniz, padişahımızın saltanat makamına çıkıp merhametine, ihsanlarına kavuşacaksınız. İsyan edip onu dinlemezseniz dehşetli zindanlara atılacaksınız.”
O yüce fermanda hiçbir şekilde taklidi mümkün olmayan mucizevî bir mühür bulunduğunu sen de görüyorsun. Senin gibi sersemlerden
Dipnotlar
- Sofistler: Her şeyi, hatta kendi varlıklarını dahi inkâr eden, şüpheciliği esas alan felsefe anlayışının mensupları.
- Dünyanın mümin için zindan, kâfir için cennet hükmünde olduğuna dair bkz. Müslim, zühd 1; Tirmizî, zühd 16; İbn Mâce, zühd 3; Müsned 2/197, 323, 389, 485.