Birincisi: Nimetlerin gerçek sahibi Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerinin her bir çeşidini size hissettirip şükretmenizi sağlamaktan ibarettir. Siz de bunları duyarak şükür ve ibadet etmelisiniz.
İkincisi: Size o duygular ve kabiliyetler vasıtasıyla Cenâb-ı Hakk’ın âlemde tecelli eden kutsî isimlerinin bütün cilvelerinin çeşitlerini birer birer bildirip tattırmaktır. Siz de onları tatmakla tanıyarak iman etmelisiniz.
İşte insanın kemâl vasıfları bu iki esas üzerinde gelişip boy atar. İnsan, bunlarla insan olur. Ona kabiliyetlerinin, hayvanlardaki gibi sadece dünya hayatını kazanmak için verilmemiş olduğuna şu temsilin sırrıyla bak:
Mesela bir zât, hususi bir kumaştan bir kat elbise alması için bir hizmetçisine yirmi altın verir. O hizmetçi gider, o kumaşın en iyisinden dikilmiş mükemmel bir elbise alır, giyer. Sonra görür ki, efendisi bir başka hizmetçisine de bin altın verip cebine içinde bazı şeyler yazılı olan bir kâğıt koymuş, onu ticarete göndermiş.
Şimdi, aklı başında herkes bilir ki, o bin altınlık sermaye, sadece bir kat elbise almak için değildir. İlk hizmetçi, yirmi altınla en iyi kumaştan bir kat elbise almış olduğundan, elbette bu bin altın, tek bir elbiseye sarf edilmez. Eğer ikinci hizmetçi, cebine konulan kâğıdı okumadan, belki önceki hizmetçiye bakıp bütün parasını bir kat elbise için harcasa, bir dükkândan o kumaşın en çürüğünden, arkadaşının elbisesinden elli derece kötü bir elbise alsa, elbette son derece ahmaklık etmiş olacağı için şiddetle cezalandırılacak ve hiddetli bir şekilde haddi bildirilecektir.
Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Ömür sermayesini ve kabiliyetlerinizi hayvan gibi, hatta hayvandan çok aşağı bir derecede, şu fâni hayata, maddî lezzetlere sarf etmeyiniz. Yoksa sermayece en üstün hayvandan elli derece yüksek olduğunuz halde, en aşağısından elli derece aşağı düşersiniz.
Ey gafil nefsim! Hayatının gayesini, mahiyetini, suretini, hakikat sırrını ve tam saadetini bir derece anlamak istersen bak. Senin hayatının gayesi kısaca şu dokuz emirdir:
Birincisi: Vücuduna konulan duyguların terazisiyle, ilahî rahmetin hazinelerinde toplanan nimetleri tartmak ve onlara kuşatıcı bir şükürle karşılık vermektir.