İçeriğe geç
Sözler

ve mutfak ise burada, kalbinde ateş olan toprağa ve yeryüzüne işaret eder. Temsilde gördüğün gizli definelerin cevherleri, hakikatte Cenâb-ı Hakk’ın kutsî isimlerinin cilvelerine misaldir. Oradaki nakışlar ve gizli mânâları, bu âlemi süsleyen muntazam, sanatlı eserler ve kudret kaleminin ölçülü nakışlarıdır ki, Kadir-i Zülcelâl’in isimlerini gösterir.

Ve o üstad ise Efendimiz Hazreti Muhammed’dir (aleyhissalâtü vesselam). Onun yardımcıları peygamberlerdir (aleyhimüsselam). Talebeleri, evliya ve asfiyadır. Hükümdarın o saraydaki hizmetkârları, meleklere (aleyhimüsselam) işaret eder. Temsilde seyir ve ziyafete davet edilen misafirler ise şu dünya misafirhanesinde cinlere, insanlara ve insanın hizmetkârı olan hayvanlara işarettir.

Ahalinin o iki kısmından birincisi müminlerdir, kâinat kitabındaki ayetlerin tefsircisi olan Kur’an-ı Hakîm’in talebeleridir. Diğer kısım ise küfür ve azgınlık yolundakilerdir, nefislerine ve şeytana uyup yalnız dünya hayatını tanıyan, hayvan gibi, belki daha da aşağı olan sağır, dilsiz, sapkınlar güruhudur.

Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmış ve hayır yolundaki birinci kafile, “zülcenaheyn” olan o üstadı dinledi. Evet, o üstad hem kuldur, kulluğu noktasında Rabbinin vasıflarını anlatıp O’nu tarif eder, Cenâb-ı Hakk’ın dergâhında ümmetinin elçisi hükmündedir. Hem de resûldür; peygamberliği noktasında Rabbinin hükümlerini Kur’an vasıtasıyla cinlere ve insanlara bildirir.

Şu bahtiyar cemaat, o Resûl’ü dinleyip Kur’an’a kulak verdi. Kendilerini, bütün ibadetlerin çekirdeği olan “namaz” ile birçok yüce makam içinde, çok güzel vazifeler kuşanmış halde gördüler. Evet, namazın çeşitli zikir ve hareketleriyle işaret ettiği vazifelere, makamlara etraflıca şahit oldular. Şöyle ki:

İlk olarak: Kâinattaki eserlere bakıp, Cenâb-ı Hakk’ı görür gibi, kendilerini rubûbiyet saltanatının güzelliklerine seyirci makamında bildiklerinden, tekbir ve tesbih vazifesini yerine getirip “Allahü Ekber” dediler.

157