İçeriğe geç
Sözler

bakmasın! Zerreyi görsün de güneşi görmesin! Sivrisineğin sesini işitsin, fakat gök gürültüsünü duymasın! Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!

Hem hiçbir şekilde akıl kabul eder mi ki, sonsuz rahmet, muhabbet ve şefkat sahibi, sanatını çok seven, kendini çok sevdiren ve kendisini sevenleri daha da seven Kadir ve Hakîm bir Zât; O’nu en çok seven, sevimli ve sevilen, Sâni’ine yaratılışı gereği tapan insanı ve onun hayatının ta kendisi ve özü olan ruhu ebedî ölümle idam edip o sevgili dostunu ve habibini ebediyen küstürsün, darıltsın, müthiş inciterek rahmet sırrını ve muhabbet nurunu inkâr etsin ve ettirsin! Yüz bin defa hâşâ ve kellâ!

Bu kâinatı tecellileriyle süsleyen mutlak bir güzellik ve bütün varlıkları sevindiren mutlak bir rahmet, böyle sonsuz ve mutlak bir çirkinlikten, zulümden ve merhametsizlikten, elbette sonsuz derece uzaktır, mukaddestir.

Netice: Madem dünyada hayat var, elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve onu boş yere harcamayanlar, kötü yolda kullanmayanlar bekâ âleminde, ebedî cennette sonsuz bir hayata kavuşacaklardır. Âmennâ!

Hem nasıl, yeryüzündeki parlak şeylerin güneşin akisleriyle parlaması ve denizlerin yüzündeki kabarcıkların ışığın parıltılarıyla parlayıp sönmesi, arkalarından gelen kabarcıkların da yine hayalî güneşçiklere ayna olması açıkça gösteriyor ki: O parıltılar, yüksekteki bir tek güneşin akislerinin cilveleridir ve güneşin varlığını çeşitli dillerle bildiriyor, ışık parmaklarıyla ona işaret ediyorlar. Aynen öyle de, Hayy ve Kayyûm Rabbimizin Muhyî (hayat veren, dirilten) isminin en büyük cilvesiyle, O’nun kudretiyle yeryüzündeki ve denizlerdeki canlıların parlayıp arkalarından gelenlere yer vermek için “Ya Hayy!” diyerek gayb perdesi ardına gizlenmeleri; ebedî bir hayata sahip Hayy ve Kayyûm Zât’a ve O’nun varlığının vücûbiyetine şahittir ve O’nu gösterir. Yine bunun gibi, Allah’ın bütün varlıkları düzenle idaresinde eseri görülen ilmine şehadet eden; kâinatı hükmü altında tutan

139