edilen levhalara geçirip onlarda tespit etmek gibi, kuşatıcı bir kader, hikmetli bir takdir ve her şeyi muhafaza altına alan titiz bir kayıt; ancak o büyük mahkemede umumi bir hesap neticesinde, sonsuz bir mükâfat ve ceza için olabilir. Yoksa her şeyi kuşatan o inceden inceye kayıt ve muhafaza tamamen mânâsız, faydasız kalır, hikmete ve hakikate zıt olur. Hem ölümden sonra bir hesap günü gelmezse kader kalemiyle yazılan şu kâinat kitabının bütün hakiki mânâları bozulur, varlığının hiçbir mânâsı kalmaz. O ihtimali kabul etmek, kâinatın varlığını inkâr gibi akıl dışı bir hezeyandır.
Kısacası: İmanın diğer beş esası da bütün delilleriyle, haşri ve ahiretin varlığını gösterir, onu ister ve ona şahitlik eder.
İşte haşir hakikatinin, büyüklüğüne uygun böyle muazzam, sarsılmaz direkleri ve delilleri bulunduğu için Kur’an-ı Mucizü’l Beyan’ın hemen hemen üçte biri haşirden ve ahiretten bahsediyor. Kur’an, onu bütün hakikatlerine temel ve ana esas yapıyor, her şeyi onun üstüne kuruyor.
(“Mukaddime” burada son buldu.)