İçeriğe geç
Sözler

تِلْكَ الطُّوبَاءِ الْمُتَدَلِّيَةِ عَلٰى دَارِ الْاٰخِرَةِ أَيِ الْجَنَّةِ. اَللّٰهُمَّ أَجِرْنَا وَأَجِرْ وَالِدَيْنَا مِنَ النَّارِ وَأَدْخِلْنَا وَأَدْخِلْ وَالِدَيْنَا الْجَنَّةَ مَعَ الْأَبْرَارِ بِجَاهِ نَبِيِّكَ الْمُخْتَارِ اٰمِينَ

***

Şu risaleyi insaf ile okuyup değerlendiren arkadaş! “Onuncu Söz’ü niçin bir anda, bütünüyle anlayamıyorum?” diye düşünüp üzülme. Çünkü İbn Sina gibi bir felsefe dâhisi bile اَلْحَشْرُ لَيْسَ عَلٰى مَقَايِيسَ عَقْلِيَّةٍ demiş, yani “Haşre iman ederiz, fakat akıl bu yolda gidemez.” diye hüküm vermiştir.

Hem bütün İslam âlimleri, “Haşir, naklî bir meseledir, delili nakildir. Ona akıl ile varılamaz.” diye ortak bir hükme varmışlardır. Elbette bu kadar derin ve mânen pek yüksek bir yol, birdenbire herkesin akılla ulaşacağı bir yol haline gelmez. Taklidî imanın bile azaldığı, teslimiyetin zayıfladığı şu asırda, bize Kur’an-ı Hakîm’in feyziyle ve Hâlık-ı Rahîm’in merhametiyle o derin ve mânen yüksek yolda bu kadar ilerlemek ihsan edildiği için binlerce şükretmeliyiz. Çünkü bu, imanımızın kurtulmasına yeter. Anladığımız kadarına memnun olup, tekrar okuyup düşünerek daha iyi anlamaya çalışmalıyız.

Haşir meselesine akıl yoluyla varılamamasının bir sırrı da şudur: O büyük hakikat, ism-i âzamın tecellisiyle gerçekleştiğinden, Cenâb-ı Hakk’ın ism-i âzamının ve her isminin en üst mertebedeki tecellisiyle ortaya çıkan büyük icraatı görmek ve göstermekle, bahar gibi kolay ispat edilir, kesin bir şekilde anlaşılır ve tahkikî iman kazanılır.

İşte Onuncu Söz’de Kur’an’ın feyziyle haşir öyle görülüyor ve gösteriliyor. Yoksa akıl, yetersiz ve küçük düsturlarıyla kendi başına aciz kalır, taklide mecbur olur.

123