İçeriğe geç
Sözler

hâlâ akıldan uzak görüp inkâr edersen, bunun ne kadar divanelik olduğunu sen de anlarsın.

Bak, en büyük ferman olan Kur’an, bahsettiğimiz hakikate dair ne diyor:

فَانْظُرْ إِلىٰٓ اٰثَارِ رَحْمَةِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهٓا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Kısacası: Haşre mâni hiçbir şey yoktur ve her şey onu gerektirir. Evet, hayret verici şeylerin bir mahşeri olan şu koca yeryüzünü küçük bir canlı gibi öldürüp ona hayat veren, insan ve hayvanlara hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan, şu misafirhanede güneşi onlara ışık ve ısı verici bir lamba haline getiren, göklerdeki küreleri meleklerine binek kılan bir Zât’ın, bu kadar muhteşem ve ebedî rubûbiyeti, bu derece muazzam ve geniş hâkimiyeti elbette, yalnız bu geçici, devamsız, kararsız, önemsiz, değişken, fâni, eksik, kusurlu dünya işleri üzerine kurulamaz ve onların üzerinde durmaz.

Demek, o Zât’a yaraşır, daimî, sabit, yok olmaz, muhteşem bir başka diyar, bâki başka bir memleket vardır. Bizi onun için çalıştırıyor, oraya davet ediyor. Oraya gideceğimize, zahirden hakikate geçen ve o Zât’ın huzuruna yakınlıkla şereflenen bütün nuranî ruh sahipleri, kalbi münevver kutub zâtlar ve aklı nurlanmış bütün âlimler şahitlik ediyor. Bir mükâfat ve ceza hazırlandığını ittifakla haber veriyor, o Zât’ın tekrar tekrar bildirdiği pek kuvvetli vaatlerini ve pek şiddetli tehditlerini naklediyorlar.

Vaadinde durmamak, hem zillet hem de zilleti kabul etmektir; hiçbir şekilde O’nun mukaddes celâline yanaşamaz. Tehdidinden dönmek ise ya affetmekten ya da acizlikten ileri gelir. Halbuki küfür, mutlak bir cinayettir, affı mümkün değil. Ve Kadir-i Mutlak, aczden münezzeh ve uzaktır.

110