Dördüncü Esas: Şu dünyadaki göz alıcı nimetler, cennette müminler için Rahman’ın rahmetiyle hazırlanan nimetlerin örnekleri, suretleri hükmündedir.
Beşinci Esas: Şu sanatlı, fâni şeyler, biraz görünüp kaybolmak için değil; kısa bir zaman var olup istenen vaziyetlere girmeleri, suretlerinin alınması, mânâlarının bilinmesi, neticelerinin kaydedilmesi, mesela cennette ebediyen kalacaklara daimî manzaralar hazırlanması ve bekâ âleminde başka gayelere vesile olmak için yaratılmıştır.
Her şeyin bekâ için yaratıldığı, görünüşteki fâniliğin vazifenin
Dipnotlar
- Haşiye: Evet, her varlığın çeşitli gayeleri ve hayatının türlü neticeleri vardır. Onların varlığı, inkârcıların ve dalâlet yolundakiiklerin zannettiği gibi dünyaya, nefse bakan gayelerden ibaret değildir. Öyle olsaydı, abes ve hikmetsiz bir hal alırdı. Her şeyin varoluş gayesi ve hayatının neticeleri üç kısımdır: Birincisi ve en yücesi, Yaratıcısına bakar: O şeye taktığı sanat harikalarını Şahid-i Ezelî’nin nazarına geçit resmi suretinde arz etmektir. Zira o nazara karşı bir an yaşamak yeter. Hatta vücuda gelmeden, potansiyel halde, niyet hükmünde olan kabiliyet yine kâfidir. İşte hızla yok olup giden güzel varlıklar ve vücuda gelmeyen, yani sümbül vermeyen birer sanat harikası olan çekirdekler, tohumlar tamamen bu gayeyi gösterir. Faydasızlık ve abes onlara uğramaz. Demek, hayatıyla, varlığıyla Yüce Yaratıcı’nın kudret mucizelerini ve sanat eserlerini sergileyip yine o Sultan’ın nazarına arz etmek her şeyin birinci gayesidir. İkinci kısım, şuur sahibi varlıklara bakar. Her şey, Sâni-i Zülcelâl’in hakikatleri bildiren birer mektubu, tatlı birer kasidesi, hikmetli birer kelimesi hükmündedir ki, meleklerin, cinlerin, hayvanların ve insanların nazarına sunulur, onları durup düşünmeye davet eder. Demek ki, ona bakan bütün şuur sahibi varlıklar için ibretli bir tefekkür vesilesidir. Üçüncü kısım, o şeyin nefsine bakar. Lezzet içinde, rahat yaşamak gibi küçük neticelerdir. Mesela, bir sultanın büyük gemisinde dümencilik eden bir hizmetkârın vazifesindeki gayenin yüzde biri kendi küçük ücretine, yüzde doksan dokuzu sultana aittir. Bunun gibi, her şeyin nefsine ve dünyaya ait gayesi bir ise, Yaratıcısına ait gayesi doksan dokuzdur. Gayelerin çokluğunda, birbirine zıt görünen hikmet ve iktisat ile sonsuz cömertliğin bir arada bulunmasının sırrı şudur: Bir gayede cömertlik hükmeder, Cevâd (çok ihsan eden, cömert) ismi tecelli eder. Meyveler, tohumlar, o tek gaye için hesapsızdır, sonsuz cömertliği gösterirler. Fakat umumi gayeler bakımından hikmet hükmeder, Hakîm ismi tecelli eder. Bir ağacın ne kadar meyvesi varsa belki her meyvenin o kadar gayesi vardır. Bunlar söylediğimiz şu üç kısma ayrılır. Bütün bu gayeler, sonsuz bir hikmeti ve iktisadı gösteriyor. Zıt gibi görünen sonsuz hikmet, sonsuz cömertlikle bir arada bulunuyor. Mesela ordunun bir gayesi, asayişi sağlamaktır. Bu gaye için yeterli sayıda, hatta daha fazla asker vardır. Fakat sınırı korumak ve düşmanla savaş gibi diğer vazifeler için, bu mevcut ancak yeter. Bunlar tam bir hikmetle dengededir. İşte hükümetin hikmeti, haşmet ile bir arada bulunuyor. O halde, o orduda fazlalık yoktur, denilebilir.
102