değil. Kadere müracaat ediyorum. Ne vakit izin verirse, rızkımı buradan ne vakit keserse o vakit giderim. Bu mânânın hakikati şudur:
Başa gelen her işte iki sebep var; biri görünen, diğeri hakiki sebep. Ehl-i dünya görünen sebep oldu, beni buraya getirdi. Kader-i ilahî ise hakiki sebeptir, beni bu inzivaya mahkûm etti. Görünüşteki sebep zulmetti; hakiki sebep ise adaleti yerine getirdi. Ehl-i dünya şöyle düşündü: “Bu adam, ilme ve dine fazlasıyla hizmet eder, belki dünyamıza karışır.” Bu ihtimale dayanarak beni sürgün edip üç yönden katmerli zulmettiler. Kader-i ilahî ise gördü ki, ilme ve dine hakkıyla, ihlâsla hizmet edemiyorum, beni bu sürgüne mahkûm kıldı. Onların bu katmerli zulmünü kat kat rahmete çevirdi.
Mademki sürgünümde hükmü kader verir ve o adildir, ona müracaat ederim. Görünüşteki sebepte ise zaten bahane türünden bir şeyler var. Demek ki, onlara müracaat etmek mânâsızdır. Eğer ellerinde bir hak veya kuvvetli bir sebep bulunsaydı, o vakit onlara da müracaat edilirdi.
-Başlarını yesin- dünyalarını tamamen bıraktığım ve –ayaklarına dolaşsın– siyasetlerini büsbütün terk ettiğim halde, bahaneleri, kuruntuları elbette asılsız olduğundan, onlara müracaat ederek o kuruntulara bir hakikat atfetmek istemiyorum. Eğer uçları yabancıların elinde olan dünya siyasetine karışmaya iştahım olsaydı, değil sekiz sene, belki sekiz saat gizli kalmayacak, kendini belli edecek, gösterecekti. Halbuki sekiz senedir bir tek gazete okuma arzum olmadı ve okumadım. Dört senedir burada nezaret altında bulunuyorum, buna dair hiçbir emare görülmedi. Demek Kur’an-ı Hakîm’e hizmetin bütün siyasi düşüncelerin üstünde bir yüceliği var ki, çoğu yalancılıktan ibaret olan dünya siyasetine tenezzüle meydan vermiyor.
Müracaat etmememin ikinci sebebi şudur: Haksızlığı hak zanneden insanlara karşı hak iddia etmek, hakka bir tür haksızlıktır. Bu haksızlığı işlemek istemem.
Üçüncü Sorunuz
Dünya siyasetine karşı niçin bu kadar kayıtsızsın? Dünyada olup biten bunca şeye karşı tavrını hiç bozmuyorsun. Olup bitenleri hoş mu görüyorsun veyahut korkuyor musun ki susuyorsun?